Ceza yargılamasında, 'olayın delili, bir tanığın açıklamalarından ibaret ise, bu tanık duruşmada mutlaka dinlenir' (CMK m. 210/1). Buna karşılık CMK m. 211/1-a, 'tanık ölmüş veya akıl hastalığına tutulmuş olur veya bulunduğu yer öğrenilemezse', önceki ifadesinin okunmasıyla yetinilebileceğini düzenler. Bu iki hüküm birbiriyle çelişiyor gibi görünmektedir. Olayın tek tanığı olan bir kişi duruşmadan önce ölürse, sanık hakkında bu tanığın soruşturma beyanına dayanılarak mahkumiyet hükmü kurulabilir mi? Bu durumu, 'delil takdiri serbestisi' (CMK m. 217) ve 'şüpheden sanık yararlanır' ilkeleri açısından tartışınız.
CMK m. 210/1 ve m. 211/1-a hükümleri ilk bakışta çelişiyor gibi görünse de, aslında birbirini tamamlayan ve farklı hukuki durumları düzenleyen hükümlerdir. Aralarındaki ilişki, bir kural ve o kuralın fiili imkansızlıklar karşısındaki istisnasını belirler. - **Kural (CMK m. 210/1):** Bu madde, mahkemenin tanığı dinleme imkanı varken, bu yükümlülükten kaçınamayacağını belirtir. Eğer tanık hayattaysa, akıl sağlığı yerindeyse ve adresi biliniyorsa, mahkeme onu mutlaka dinlemek zorundadır. Bu, doğrudanlık ve yüz yüzelik ilkesinin en temel gereğidir. - **İstisna (CMK m. 211/1-a):** Bu madde, tanığı dinlemenin **fiilen imkansız** hale geldiği durumları (ölüm, akıl hastalığı, ulaşılamama) düzenler. Kanun koyucu, bu imkansızlık durumunda davanın tamamen delilsiz kalmasını önlemek için, istisnai olarak önceki ifadenin okunmasına izin vermiştir. **Tek Tanığın Ölmesi Durumunda Mahkumiyet Sorunu:** Olayın tek tanığı olan kişi ölürse, mahkeme CMK m. 211/1-a uyarınca bu tanığın soruşturma aşamasındaki beyanını delil olarak dosyaya dahil eder ve duruşmada okur. Ancak bu, sanığın bu beyana dayanılarak **otomatik olarak mahkum edileceği** anlamına gelmez. Bu noktada, 'delil takdiri serbestisi' ve 'şüpheden sanık yararlanır' ilkeleri devreye girer. 1. **Delil Takdiri Serbestisi (CMK m. 217):** Mahkeme, dosyaya giren her delili serbestçe takdir eder. Okunan tanık beyanı da artık bir 'belge delili' niteliğindedir. Mahkeme, bu beyanın güvenilirliğini değerlendirmek zorundadır. Ancak bu değerlendirme çok daha zordur, çünkü: - Tanık, çapraz sorguya tabi tutulamamıştır. - Mahkeme, tanığın jest, mimik ve tavırlarını gözlemleyerek beyanının samimiyetini test edememiştir. - Soruşturma aşamasındaki ifade, mahkeme huzurundaki kadar güvenceli bir ortamda alınmamış olabilir. Bu nedenlerle, sanığın sorgulama imkanı bulamadığı bir tanığın önceki beyanı, 'zayıf bir delil' niteliğindedir. 2. **Şüpheden Sanık Yararlanır (In Dubio Pro Reo) İlkesi:** Eğer dosyada, ölen tanığın bu 'zayıf' beyanını destekleyen **hiçbir yan delil (başka tanık, belge, teknik kanıt, ikrar vb.) yoksa**, mahkumiyet için gereken 'her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil' standardına ulaşılamamış demektir. Sanığın inkârı karşısında, sadece ölen bir kişinin sorgulanamamış beyanına dayanılarak mahkumiyet hükmü kurulması, 'şüpheden sanık yararlanır' ilkesinin açık bir ihlali olur. AİHM içtihatları da, mahkumiyetin tek veya belirleyici ölçüde, sanığın sorgulama imkanı bulamadığı bir tanık beyanına dayandırılamayacağını belirtmektedir. **Sonuç:** Olayın tek tanığı ölürse, soruşturma beyanı okunabilir ve bir delil olarak değerlendirilir. Ancak bu delil tek başına mahkumiyet için yeterli değildir. Mahkeme, bu beyanı destekleyen başka güçlü ve somut deliller bulamazsa, sanık hakkında beraat kararı vermek zorundadır.