Ceza Genel Kurulu'nun 2014/10-623 E. sayılı kararında belirtildiği üzere, yabancı uyruklu bir sanığın kimlik ve adli sicil kayıtlarının ilgili ülkeden getirtilmesi için Adalet Bakanlığı aracılığıyla bir süreç işletilmesi gerekmektedir. Bir mahkemenin, sanığın vatandaşı olduğu ülkede savaş veya iç karışıklık olduğu gerekçesiyle bu araştırmayı hiç yapmadan, sanığın beyanına göre hüküm kurması hukuka uygun mudur? Bu durumu, mahkemenin 're'sen araştırma ilkesi' ve 'adil yargılanma hakkı' açısından değerlendiriniz.
Mahkemenin, sanığın vatandaşı olduğu ülkede savaş veya iç karışıklık olduğu gerekçesiyle kimlik tespiti araştırmasını hiç yapmadan, sadece sanığın beyanına göre hüküm kurması hukuka uygun değildir ve Yargıtay tarafından istikrarlı bir şekilde bozma nedeni sayılmaktadır. Bu durumun hukuki analizi şöyledir: **1. Re'sen Araştırma İlkesi:** Ceza muhakemesine hakim olan temel ilkelerden biri, mahkemenin 'maddi gerçeği' re'sen (kendiliğinden) araştırma yükümlülüğüdür. Bu ilke, mahkemenin sadece tarafların sunduğu delillerle bağlı olmadığını, gerçeğin ortaya çıkması için gerekli gördüğü her türlü araştırmayı yapmakla yükümlü olduğunu ifade eder. Sanığın kimliğinin kesin olarak tespiti, maddi gerçeğin önemli bir parçasıdır. Mahkemenin, fiili zorlukları (savaş hali gibi) bir mazeret olarak öne sürüp bu temel yükümlülüğünden tamamen vazgeçmesi kabul edilemez. Mahkeme, en azından; - Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü'ne müzekkere yazarak resmi kanallarla bilgi talep etmeli, - İlgili ülkenin Türkiye'deki konsolosluğu veya büyükelçiliği ile irtibata geçmeye çalışmalı, - Bu girişimlerin sonuçsuz kaldığını veya cevap alınamadığını tutanağa geçirerek, araştırma yükümlülüğünü yerine getirmek için çaba gösterdiğini dosyaya yansıtmalıdır. Hiçbir çaba göstermeden, varsayımlara dayanarak hareket etmesi 're'sen araştırma ilkesi'nin ihlalidir. **2. Adil Yargılanma Hakkı (AİHS m. 6):** Adil yargılanma hakkı, sadece sanığın haklarını değil, aynı zamanda yargılamanın bir bütün olarak güvenilir ve doğru sonuçlar üretmesini de kapsar. Kimliği belirsiz veya şüpheli bir kişi hakkında verilen hüküm, yargılamanın güvenilirliğine gölge düşürür. - **Cezanın Kişiselleştirilmesi:** Sanığın geçmişi, sabıka durumu bilinmeden verilen bir ceza, TCK m. 61'deki cezanın kişiselleştirilmesi ilkesine aykırı olur. Bu, adil bir ceza tayini olmadığı anlamına gelir. - **Hukuki Güvenlik:** Yargılama sonucunda verilen kararın (ilamın) kime ait olduğu konusunda şüphe bulunması, hukuki güvenlik ilkesini zedeler. İnfaz aşamasında veya gelecekteki hukuki durumlarda ciddi sorunlara yol açar. YCGK'nın 2014/10-623 E. sayılı kararında da vurgulandığı gibi, fiili imkansızlıklar araştırma yapma yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz, sadece bu araştırmanın sonucunu etkileyebilir. Mahkemenin görevi, tüm yasal yolları denemek ve bu çabasını belgelemektir. Bu yapılmadan kurulan hüküm, eksik soruşturma ve araştırmaya dayalı olduğu için hukuka aykırıdır.