CMK m. 191/3-c, sanığa susma hakkının (yüklenen suç hakkında açıklamada bulunmamasının kanuni hakkı olduğunun) bildirilmesini zorunlu kılar. Bu hakkın gerekçesi nedir ve bu bildirimin yapılmamasının hukuki sonucu Yargıtay içtihatlarına göre ne olmaktadır? Bu durumu, 'kendini suçlamama prensibi' (nemo tenetur se ipsum accusare) ile ilişkilendirerek açıklayınız.
CMK m. 191/3-c'de düzenlenen susma hakkının bildirilmesi zorunluluğu, adil yargılanma hakkının en temel güvencelerinden biridir. **Susma Hakkının Gerekçesi ve 'Kendini Suçlamama Prensibi':** Susma hakkının temelinde, evrensel bir hukuk ilkesi olan **'nemo tenetur se ipsum accusare' (hiç kimse kendini suçlamak veya aleyhine delil göstermek zorunda değildir)** yatar. Bu ilkenin gerekçeleri şunlardır: 1. **İspat Yükünün İddia Makamında Olması:** Ceza muhakemesinde, sanığın suçluluğunu ispat etme yükümlülüğü iddia makamına (Cumhuriyet savcısı) aittir. Sanık, masumiyetini ispatlamakla yükümlü değildir. Dolayısıyla, kendi aleyhine beyanda bulunmaya veya delil sunmaya zorlanamaz. 2. **İrade Özgürlüğünün Korunması:** Sanığın, baskı, korku, bilgisizlik veya zorlama altında kendi aleyhine beyanda bulunması engellenmek istenir. Susma hakkı, sanığın iradesinin özgürce şekillenmesini ve savunmasını stratejik olarak kurmasını sağlar. 3. **Masumiyet Karinesi:** Sanık, suçluluğu kesin bir hükümle sabit oluncaya kadar masum sayılır (Anayasa m. 38/4). Masum bir kişinin, kendisini suçlu duruma düşürebilecek bir beyanda bulunmaya zorlanması bu karineyle çelişir. **Bildirilmemesinin Hukuki Sonucu:** Sanığa susma hakkının ve diğer yasal haklarının (CMK m. 147) hatırlatılmaması, Yargıtay içtihatlarında istikrarlı bir şekilde **mutlak bir bozma nedeni** olarak kabul edilmektedir. Örneğin, metindeki Yargıtay 16. Ceza Dairesi 2020/3352 E. ve Yargıtay 8. Ceza Dairesi 2018/5551 E. sayılı kararları bu yöndedir. Bu ihlal, savunma hakkının esastan kısıtlanması anlamına gelir. Eğer sanığa bu hakları hatırlatılmadan sorgusu yapılır ve sanık aleyhine beyanlarda bulunursa, bu beyanlar **'hukuka aykırı delil'** niteliği kazanır (CMK m. 148/3). Hukuka aykırı olarak elde edilen bu beyanlar, sanığın rızası olsa bile, hükme esas alınamaz (CMK m. 217/2). Dolayısıyla, bu usulî eksiklik, sadece bir şekil hatası değil, yargılamanın temelini ve elde edilen delillerin geçerliliğini doğrudan etkileyen, telafisi güç bir hukuka aykırılıktır ve hükmün bozulmasını gerektirir.