Yargıtay 8. Ceza Dairesi'nin 2018/5551 E. sayılı kararında, sanığa ek savunma verilmeden önce CMK m. 191/3'te sayılan usuli işlemlerin (kimlik tespiti, suçlamanın anlatılması, hakların bildirilmesi) yapılmaması savunma hakkının kısıtlanması olarak kabul edilmiştir. Bu kararı, 'savunma hakkının kısıtlanması' kavramının kapsamı ve ceza muhakemesinin 'yüz yüzelik' ilkesi açısından değerlendiriniz.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #292174

Savunma hakkının kısıtlanması, sanığın kendisini etkin bir şekilde savunabilmesi için kanunun tanıdığı imkanlardan usulsüz olarak mahrum bırakılmasıdır. Yargıtay 8. Ceza Dairesi'nin 2018/5551 E. sayılı kararı, bu kavramın sadece son savunma hakkının verilmesinden ibaret olmadığını, duruşmanın başlangıcındaki temel usuli güvenceleri de kapsadığını göstermektedir. CMK m. 191/3'teki işlemler, sanığın yargılamanın başında ne ile karşı karşıya olduğunu tam olarak anlamasını sağlar: (a) bendi kimliğin doğru tespitiyle kişiselliği, (b) bendi suçlamanın maddi ve hukuki boyutunu, (c) bendi ise susma hakkı gibi temel güvenceleri içerir. Bu adımlar atlanarak doğrudan ek savunmaya geçilmesi, sanığı hazırlıksız ve bilinçsiz bir savunmaya zorlar. Bu durum, ceza muhakemesinin temel ilkelerinden olan 'yüz yüzelik' (doğrudanlık) ilkesiyle de ilgilidir. Yüz yüzelik, sadece sanığın ve delillerin mahkeme önünde fiziken bulunması değil, aynı zamanda sanığın bu delillere ve iddialara karşı tam ve bilinçli bir şekilde beyanda bulunabilme imkanını da içerir. İddianamenin ve delillerin usulünce anlatılmaması, bu ilkeyi şekilsel bir hale getirir ve sanığın etkin katılımını engeller. Dolayısıyla, Yargıtay'ın bu kararı, CMK m. 191'deki usuli sıralamanın, savunma hakkının özünü koruyan vazgeçilmez bir güvence olduğunu ve ihlalinin mutlak bir bozma nedeni teşkil ettiğini teyit etmektedir.