TMK m.407 (Taslak m.22) ve m.471 (Taslak m.25) taslak düzenlemeleri ile hükümlülerin kısıtlanması ve vesayetin sona ermesi rejiminin daha bireyselleştirilmiş bir yaklaşıma kavuşturulması, 'vesayet altına alınmanın bir ceza olmadığı' ilkesini nasıl pekiştirir?
Vesayet altına alınma, bir ceza değil, korunmaya muhtaç kişinin menfaatlerini korumaya yönelik bir tedbirdir. Hükümlülüğün otomatik olarak kısıtlılıkla sonuçlanması, bu durumu cezai bir sonuç gibi algılatabiliyordu. Taslak düzenlemeler, kişinin isteğini, cezanın süresini ve en önemlisi korunma ihtiyacının varlığını (gerekliliği) ön plana çıkararak, kısıtlamanın sadece ve sadece kişinin korunması amacıyla ve gerçekten ihtiyaç duyulduğunda uygulanacak bir tedbir olduğunu vurgular. Bu, vesayetin cezai nitelikte olmadığı ilkesini pekiştirir. (Taslak m.22 ve m.25, TMK m.407, m.471)