Yargıtay 16. Ceza Dairesi 2016/1480 E. sayılı kararında, cezanın belirlenmesinde TCK m. 61'deki ölçütlere ve TCK m. 3/1'deki 'orantılılık ilkesi'ne atıf yapılarak 'teşdidin derecesinde yanılgıya düşülmek suretiyle fazla ceza tayini' eleştirilmiştir. Bu eleştiri, cezanın bireyselleştirilmesi açısından ne anlama gelmektedir?
Bu eleştiri, yerel mahkemenin, kanunun öngördüğü ceza aralığında (TCK 299 için 1 yıldan 4 yıla kadar hapis) temel cezayı belirlerken, alt sınırdan uzaklaşmasını gerektirecek somut ve orantılı gerekçeler sunamadığı anlamına gelir. TCK m. 61, cezanın belirlenmesinde suçun işleniş biçimi, failin kastının yoğunluğu, meydana gelen zararın ağırlığı gibi birçok kriterin dikkate alınmasını emreder. 'Teşdidin derecesinde yanılgıya düşmek', mahkemenin bu kriterleri somut olayla ilişkilendirmeden, soyut gerekçelerle veya fiilin ağırlığıyla orantısız bir şekilde alt sınırdan uzaklaşarak fahiş bir ceza tayin etmesidir. Yargıtay, bu durumu TCK m. 3'teki orantılılık ilkesinin ihlali olarak görmekte ve cezanın, fiilin haksızlık içeriğiyle orantılı, adil ve ölçülü olması gerektiğini vurgulamaktadır. Bu, cezanın keyfi değil, gerekçeli ve ölçülü bir şekilde bireyselleştirilmesi zorunluluğunun bir yansımasıdır.