6706 sayılı Kanun'da düzenlenen iade sürecinin idari ve adli yönleri arasındaki ayrımı ve bu iki sürecin birbirini nasıl etkilediğini, Kanun'un 3, 18 ve 19. maddelerini referans alarak açıklayınız.
İade süreci, birbirinden ayrı ama birbiriyle ilişkili iki temel aşamadan oluşur: 1) İdari Süreç (Başlangıç ve Son): Süreç, iade talebinin Merkezi Makam'a (Adalet Bakanlığı) ulaşmasıyla idari olarak başlar. Bakanlık, talebin şekli ve esasa ilişkin ön koşulları (iadeye mutlak engel hallerinin olup olmadığı) denetler. Bu, sürecin ilk idari filtresidir (m. 3). Eğer talep uygun bulunursa, adli sürece geçilir. Adli süreç tamamlandıktan sonra, süreç tekrar idari makamlara döner. Mahkemenin iadenin 'kabul edilebilir olduğuna' dair kesinleşmiş kararı üzerine, nihai karar 'Dışişleri ve İçişleri bakanlıklarının görüşü alınarak Adalet Bakanının teklifi ve Cumhurbaşkanının onayı' ile verilir (m. 19). Bu, son idari ve siyasi karardır. 2) Adli Süreç (Ara Aşama): Merkezi Makam'ın talebi uygun bulup Cumhuriyet Başsavcılığı'na göndermesiyle başlar. Ağır ceza mahkemesi, duruşma açarak, iadenin hukuki koşullarının (çifte suçluluk, zamanaşımı, insan hakları güvenceleri vb.) bulunup bulunmadığını denetler (m. 18). Bu, sürecin yargısal denetim aşamasıdır. Etkileşim: Bu iki süreç birbirini etkiler. Merkezi Makam'ın başlangıçta reddettiği bir talep adli sürece hiç geçemez. Adli sürecin sonunda mahkemenin 'kabul edilemez' bulduğu bir iade, idari makamlar tarafından gerçekleştirilemez. Mahkemenin 'kabul edilebilir' bulduğu bir iade ise, idari makamlar tarafından siyasi nedenlerle yine de reddedilebilir. Yani, adli karar idari makamlar için 'bağlayıcı bir alt sınır' (red kararı kesin), idari karar ise 'nihai siyasi takdir' niteliğindedir.