Danıştay 13. Dairesi'nin 2016/4974 E. sayılı kararında, davacının ihale sürecinde 'istekli' ya da 'istekli olabilecekler' arasında yer almaması, dava açma ehliyeti açısından nasıl bir öneme sahiptir? Bu durumun, menfaat ihlalinin 'meşru' olması koşuluyla ilişkisini kurunuz.
Davacının ihale sürecinde 'istekli' (teklif veren) veya 'istekli olabilecek' (ihale dokümanı satın alan veya yeterliliği olan) kişiler arasında yer almaması, dava açma ehliyetinin subjektif koşulu olan menfaat ihlalinin 'meşru' ve 'kişisel' olması koşullarının gerçekleşmediğine dair güçlü bir karinedir. İdari davalarda menfaat ihlalinin 'meşru' olması, davacının korunması gereken, hukuken tanınmış bir hakkının veya menfaatinin bulunmasını gerektirir. Bir ihaleye katılma yeterliliği olmayan veya katılma yönünde hiçbir irade göstermemiş bir kişinin, o ihalenin hukuka aykırı olduğu iddiasıyla dava açması durumunda, ihlal edildiğini iddia ettiği menfaat, hukuken korunmaya değer 'meşru' bir menfaat olarak görülmez. Çünkü işlem, onun hukuki durumunu kişisel olarak etkilememektedir. Danıştay kararında, davacının 4734 sayılı Kanun'da tanımlanan istekli veya istekli olabilecekler arasında yer almadığına dikkat çekilmesi, davacının ihaleyle arasında hukuken tanınmış bir bağ kurulamadığı, dolayısıyla dava konusu işlemin onun meşru bir menfaatini ihlal etmediği anlamına gelir. Bu nedenle, davacının ehliyetsizlikten reddedilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.