Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2017/1106 E. sayılı kararında, Cumhurbaşkanına hakaret suçunun oluşumu için 'failde siyasi veya Devlet Başkanlığı sıfat ve görevi ile ilgili saik aranmasına gerek bulunmamaktadır' denilmiştir. Bu durumun, ifadenin 'eleştiri' mi yoksa 'hakaret' mi olduğunun belirlenmesindeki rolü nedir?
Bu tespit, suçun 'manevi unsuru' ile ifadenin niteliğinin (eleştiri/hakaret) ayrımını netleştirmek açısından önemlidir. Suçun manevi unsuru, failin kastıyla ilgilidir. Failin, söylediği sözün hakaret olduğunu bilmesi ve istemesi (genel kast) suçun oluşumu için yeterlidir; amacının (saikinin) siyasi olup olmamasının bir önemi yoktur. Ancak, bir ifadenin 'eleştiri' mi 'hakaret' mi olduğu, ifadenin objektif içeriği ve bağlamıyla ilgilidir. Mahkeme, bir ifadenin eleştiri olup olmadığını değerlendirirken, failin saikinden bağımsız olarak, ifadenin kendisinin kamu yararını ilgilendiren bir konuda bir görüş açıklaması mı, yoksa onur ve saygınlığı zedelemeye yönelik bir saldırı mı olduğuna bakar. Örneğin, bir kişi tamamen kişisel bir husumetle, ancak kamuoyunu ilgilendiren bir konuda doğru ve eleştirel bir ifade kullanabilir. Burada saik kişisel olsa da, ifadenin içeriği eleştiri sınırları içinde kalabilir. Tersi durumda, bir kişi siyasi bir saikle hareket etse de, kullandığı ifadeler (küfür, aşağılama vb.) eleştiri sınırını aşarak hakaret suçunu oluşturabilir. Kısacası, YCGK'nın bu tespiti, mahkemelerin failin niyetinden çok, ifadenin objektif niteliğine odaklanması gerektiğini vurgular.