Yargıtay 9. Ceza Dairesi'nin 2014/1882 E. sayılı kararında, sanığa iddianamenin usulüne uygun tebliğ edildiği, yakalama emri ekinde de iddianamenin bulunduğu ve sanığın isnada uygun savunma yaptığı belirtilerek, duruşmada iddianamenin okunmamasının tek başına bozma nedeni olmadığına karar verilmiştir. Bu kararı, Yargıtay 1. Ceza Dairesi'nin 2011/1 E. sayılı kararıyla karşılaştırınız. İki karar arasındaki farklılığın nedeni ne olabilir?
İki karar arasındaki farklılığın temel nedeni, sanığın 'isnadı öğrenme hakkı'nın fiilen gerçekleşip gerçekleşmediğine ilişkin somut olay değerlendirmesidir. **Yargıtay 1. CD, 2011/1 E. Kararı:** Bu kararda, tutuklu sanıklara duruşmadan önce iddianamenin tebliğ edilmediği ve duruşmada da okunmadığı, yani sanıkların isnadı öğrenme imkanından tamamen mahrum bırakıldığı bir durum söz konusudur. Bu, savunma hakkının esastan kısıtlanmasıdır ve mutlak bir bozma nedenidir. **Yargıtay 9. CD, 2014/1882 E. Kararı (ve CGK'nın benimsediği görüş):** Bu kararda ise, duruşmada iddianame şeklen okunmamış olsa da, sanığın isnadı başka yollarla öğrendiği ve savunmasını buna göre yaptığı tespit edilmiştir. Sanığa iddianame daha önce usulüne uygun tebliğ edilmiş, yakalama emri ekinde de kendisine verilmiş ve sanık da sorgusunda isnada uygun, detaylı bir savunma yapmıştır. Daire, bu durumda CMK m. 191/3-b'deki şekil şartı ihlal edilmiş olsa da, bu kuralın koruduğu amacın (sanığın bilgilendirilmesi) zaten gerçekleştiğine ve sanığın savunma hakkının kısıtlanmadığına karar vermiştir. Bu, 'nispi hukuka aykırılık' yaklaşımıdır; yani usuli bir hata, eğer hükmün esasına etki etmemiş ve sanığın temel haklarını zedelememişse, tek başına bozma nedeni sayılmaz. İki karar arasındaki fark, ilkinde sanığın isnattan hiç haberdar olmaması, ikincisinde ise şekli bir eksikliğe rağmen fiilen haberdar olup savunmasını yapabilmesidir.