Bir TCK m. 299 davasında, sanık tarafından söylenen sözler, bir bütün olarak ele alındığında hem eleştiri hem de hakaret unsurları içeriyorsa, mahkeme bu durumda nasıl bir değerlendirme yapmalıdır? 'Fikrin özü' ile 'ifade ediliş biçimi' arasındaki denge nasıl kurulur?
Bu durumda mahkeme, 'hukuka uygunluk nedeni olan eleştiri hakkının sınırlarının aşılıp aşılmadığını' değerlendirmelidir. AİHM ve Yargıtay içtihatlarına göre, bir ifadede hem eleştirel bir öz (fikrin özü) hem de hakaret niteliğinde bir üslup (ifade ediliş biçimi) bir aradaysa, mahkeme şu dengeyi kurmalıdır: İfadenin özünü oluşturan eleştiri ile kullanılan hakaretamiz sözler arasında 'düşünsel bir bağ' var mıdır? Kullanılan hakaretamiz ifadeler, eleştirinin amacını aşan, gereksiz ve orantısız bir saldırı niteliğinde midir? Örneğin, bir hükümet politikasını eleştirirken, bu politikayı 'yanlış' veya 'zararlı' olarak nitelemek fikrin özüdür. Ancak aynı eleştiriyi yaparken, politikayı uygulayan Cumhurbaşkanına yönelik olarak, konuyla hiçbir ilgisi olmayan kaba küfürler veya aşağılayıcı lakaplar kullanmak, 'ifade ediliş biçiminin' eleştiri sınırını aştığını gösterir. Mahkeme, ifadenin özündeki eleştirinin, kullanılan hakaretamiz üslubu meşrulaştırıp meşrulaştırmadığına bakar. Eğer hakaret, eleştirinin önüne geçmiş ve ondan bağımsız bir kişisel saldırıya dönüşmüşse, suçun oluştuğuna karar verilir. Eğer sert ifadeler, eleştirinin bir parçası olarak kabul edilebilecek sınırlarda kalmışsa, ifade özgürlüğü korunur.