İYUK m. 20/3'te düzenlenen, devlet sırrı nedeniyle belge vermeme yetkisi, Anayasa'nın 125. maddesindeki 'idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır' ilkesiyle bir çelişki oluşturur mu? Bu iki norm nasıl bir denge içinde yorumlanmalıdır?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #289476

Bu iki norm arasında bir çelişkiden ziyade, bir denge ve sınırlama ilişkisi vardır. Anayasa m. 125'teki yargı denetiminin açıklığı ilkesi mutlak değildir. Anayasa'nın kendisi veya kanunlar, belirli meşru amaçlarla (devletin güvenliği, milli güvenlik gibi) bu denetime sınırlar getirebilir. İYUK m. 20/3 de bu meşru amaçlara dayanan bir sınırlamadır. Bu iki norm şu şekilde bir denge içinde yorumlanmalıdır: 1) **Yargı Yolu Açıktır:** Devlet sırrı olduğu iddia edilen bir belgeye dayanılarak tesis edilen bir idari işleme karşı dava açma hakkı engellenemez. Yargı yolu her zaman açıktır. 2) **Denetimin Kapsamı Sınırlıdır:** Ancak yargı denetimi sırasında mahkeme, devlet sırrı olarak nitelendirilen belgenin içeriğini öğrenemeyebilir. Bu, yargı denetiminin 'deliller' üzerindeki kapsamını sınırlar. 3) **Dengeleyici Mekanizma:** Bu sınırlamanın keyfiliğe dönüşmemesi için kanun koyucu dengeleyici bir mekanizma öngörmüştür: İdare, belgeyi vermiyorsa, o belgeye dayanarak savunma yapamaz (İYUK m. 20/3 son cümle). Mahkeme, dosyaya sunulmuş diğer delillere göre karar verir. Bu denge, bir yandan devletin yüksek menfaatlerini korurken, diğer yandan bireyin hak arama özgürlüğünü ve adil yargılanma hakkını tamamen ortadan kaldırmayan bir çözüm sunar. Yargı denetimi yok olmaz, sadece kapsamı daralır ve ispat kuralları idare aleyhine işleyebilir.