TCK m. 299'un gerekçesinde, suçun Adalet Bakanı iznine bağlanmasının 'hakaret suçlarının niteliği gereği' uygun görüldüğü belirtilmiştir. Bu izin şartı, kamu görevlisine hakaret (TCK m. 125/3) suçunda neden öngörülmemiştir? İki suç tipi arasındaki bu farkın temelini açıklayınız.
Bu farkın temelinde, iki suçla korunan hukuki değerin ve mağdurların konumlarının farklılığı yatar. **Cumhurbaşkanına Hakaret (TCK 299):** Burada mağdur, sadece bir kamu görevlisi değil, Anayasa uyarınca Devleti ve Türk Milletinin birliğini temsil eden en üst makamdır. Bu suça ilişkin her davanın, makamın saygınlığı ve siyasi sonuçları açısından yüksek bir önemi vardır. İzin şartı, bu tür davaların açılmasında bir 'devlet politikası' süzgeci oluşturmayı, keyfi veya siyasi amaçlı davaları önleyerek makamı korumayı amaçlar. Bu bir 'takdirilik' unsurudur. **Kamu Görevlisine Hakaret (TCK 125/3):** Burada ise mağdur, devlet hiyerarşisi içinde yer alan herhangi bir kamu görevlisidir. Bu suçun soruşturulması, genel kamu düzeninin ve kamu hizmetinin sağlıklı işleyişinin bir gereğidir. Her bir kamu görevlisine yönelik hakaret için Adalet Bakanlığı'ndan izin alınması, sistemi işlemez hale getirir ve kamu görevlilerinin görevlerini yaparken maruz kaldıkları hakaretlere karşı korunmasını zayıflatır. Bu nedenle, bu suçta 'kovuşturma mecburiyeti' ilkesi geçerlidir ve soruşturma/kovuşturma herhangi bir izne tabi tutulmamıştır. Kısacası, izin şartı, Cumhurbaşkanlığı makamının Anayasal ve sembolik öneminden kaynaklanan istisnai bir durumdur.