Bir idari işlemin, İYUK m. 20/A'daki ivedi yargılama usulüne mi yoksa genel usule mi tabi olduğu konusunda tereddüt yaşanması halinde, mahkemenin nasıl bir yol izlemesi gerekir? Yanlış usulün uygulanması, tek başına bir bozma nedeni midir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #289389

Mahkemenin, bir davanın tabi olduğu yargılama usulünü doğru tespit etmesi, usul ekonomisi ve tarafların haklarının korunması açısından esastır. Eğer bir tereddüt varsa, mahkeme öncelikle bu usul sorununu çözmelidir. Örneğin, bir işlemin 'ihale işlemi' (ivedi usul) mi yoksa ihale sonrası bir 'sözleşme uygulaması' (genel usul) mı olduğu konusunda bir ön inceleme yapıp karar vermelidir. Yanlış usulün uygulanması, eğer tarafların temel usuli haklarını (dava açma süresi, cevap süresi, kanun yoluna başvuru hakkı ve süresi gibi) ihlal etmiş veya kısıtlamışsa, tek başına bir bozma nedenidir. Örneğin, genel usule tabi bir davada ivedi usulün kısa süreleri uygulanarak davacının cevap hakkı kısıtlanırsa veya istinaf hakkı elinden alınırsa, bu durum adil yargılanma hakkının ihlali sayılır ve kararın bozulmasını gerektirir. Tersi durumda, ivedi usule tabi bir davanın genel usulde yavaş bir şekilde görülmesi de kanunun amacına aykırı olduğu için bir bozma nedenidir. Danıştay 13. Dairesi'nin 2016/4974 E. sayılı kararı, usulün doğru tespitinin önemini ve yanlış usulde verilen kararın görevli kanun yolu merci tarafından incelenemeyeceğini (görev yönünden reddedileceğini) göstermektedir.