6706 sayılı Kanun m. 11/4'te sayılan 'kişisel haller' (18 yaşından küçük olma, uzun zamandır Türkiye'de bulunma, evli olma), iade talebinin reddi için mutlak bir sebep midir, yoksa mahkemeye takdir hakkı mı tanır? Bu hallerin 'fiilin ağırlığı ile orantısız şekilde mağduriyet' yaratması nasıl ölçülür?
Kanun maddesindeki 'iade talebi kabul edilmeyebilir' ifadesi, bu hallerin mutlak bir ret sebebi olmadığını, mahkemeye bir takdir hakkı tanıdığını göstermektedir. Mahkeme, bu kişisel hallerin varlığını tespit ettikten sonra, bu durumun iadeye konu fiilin ağırlığı ile orantılı olup olmadığını değerlendirecektir. Bu orantılılık denetiminde şu unsurlar dikkate alınır: 1) **Fiilin Ağırlığı:** İadeye konu suçun niteliği (örneğin, basit bir suç mu, yoksa organize suç, terör, uyuşturucu ticareti gibi ağır bir suç mu olduğu). 2) **Kişinin Türkiye ile Bağları:** Sadece evli olmak veya uzun süre kalmak değil, bu bağların derinliği (çocuklarının olup olmadığı, bu çocukların Türk vatandaşı olup olmadığı, sosyal ve ekonomik olarak Türkiye'ye ne kadar entegre olduğu, dil bilip bilmediği vb.). 3) **Mağduriyetin Niteliği:** İadenin, sadece kişiyi değil, ailesini (özellikle çocukları) nasıl etkileyeceği. Örneğin, çocukların bakımsız kalması, aile bütünlüğünün onarılamaz şekilde bozulması gibi durumlar. Mahkeme, fiil ne kadar ağır olursa olsun, eğer iade kişinin veya ailesinin temel haklarını (aile hayatına saygı hakkı gibi) fiille orantısız bir şekilde ihlal edecekse, iade talebini reddetme takdirine sahiptir. Yargıtay kararları da (örn: 10. CD, 2021/17787 E.) bu takdir yetkisinin, kişinin Türkiye'deki köklü bağları lehine kullanılabildiğini göstermektedir.