TCK m. 299/2'de 'suçun alenen işlenmesi' nitelikli hal olarak düzenlenmişken, 765 sayılı mülga TCK m. 158'de 'Reisicumhura muvacehesinde (yüzüne karşı)' ve 'gıyabında' işlenmesi şeklinde bir ayrım vardı. Bu iki düzenleme arasındaki fark, suçun işleniş şekilleri açısından ne gibi bir değişiklik yaratmıştır?
Bu değişiklik, suçun işleniş şekillerine ilişkin tasnifi basitleştirmiş ve modern iletişim araçlarına daha uygun hale getirmiştir. Mülga TCK m. 158'deki ayrım, fiziki mekana ve mağdurun varlığına odaklıydı: 'Muvacehede' (yüzüne karşı) işlenmesi daha ağır, 'gıyabında' (yokluğunda) işlenmesi daha hafif cezalandırılıyordu. Gıyapta hakaretin cezalandırılması için ise ihtilat (birden fazla kişinin duyması) gibi ek şartlar aranabiliyordu. Yeni TCK m. 299 ise bu ayrımı tamamen terk etmiştir. Artık suçun yüzüne karşı veya gıyabında işlenmesi arasında bir fark yoktur. Tek ve temel ayrım, suçun 'aleni' olup olmadığıdır. Aleniyet, fiilin belirsiz sayıda kişi tarafından algılanma potansiyeli taşımasıdır. Bu, suçun işlendiği ortamın niteliğine (kamuya açık olup olmadığına) odaklanır. Bu değişiklik, özellikle internet, sosyal medya ve kitle iletişim araçları üzerinden işlenen suçların değerlendirilmesini kolaylaştırmıştır. Örneğin, bir blog yazısı veya bir tweet, mağdurun gıyabında olmasına rağmen, niteliği gereği 'aleni' olduğu için, suçun ağırlaştırılmış halini oluşturur. Eski sistemde bu durum 'gıyapta hakaret' sayılıp daha hafif kalabilecekken, yeni sistemde aleniyet nedeniyle daha ağır cezalandırılmaktadır.