TCK m. 299'da tanımlanan suçun, ifade özgürlüğünün bir sınırı olarak kabul edilmesi, AİHS m. 10/2'de belirtilen sınırlama ölçütleri (yasayla öngörülme, meşru amaç, demokratik toplumda gereklilik) açısından nasıl değerlendirilmelidir?
TCK m. 299'un AİHS m. 10/2'deki sınırlama ölçütlerine uygunluğu şu şekilde değerlendirilebilir: 1) Yasayla Öngörülme: Suç, 5237 sayılı TCK'nın 299. maddesinde açıkça tanımlanmıştır. Bu nedenle 'yasayla öngörülme' şartı karşılanmaktadır. 2) Meşru Amaç: Sınırlamanın meşru amacı, AİHS m. 10/2'de sayılan 'başkalarının şöhret ve haklarının korunması' ve 'kamu düzeninin korunması'dır. Cumhurbaşkanının şeref ve saygınlığı ile devletin itibarının korunması bu kapsamda meşru bir amaç olarak kabul edilir. 3) Demokratik Toplumda Gereklilik ve Orantılılık: En tartışmalı olan kısım budur. Bir sınırlamanın 'demokratik bir toplumda gerekli' sayılması için, 'zorunlu bir toplumsal ihtiyaca' karşılık gelmesi ve 'orantılı' olması gerekir. Yargıtay kararlarında (örn: CGK 2018/62 E.) da vurgulandığı gibi, siyasi eleştirinin sınırları çok geniştir. Bir ifadenin bu suçu oluşturduğuna karar verilirken, ifadenin gerçekten de başkalarının şöhretine yönelik haksız bir saldırı olup olmadığı, yoksa kamuyu ilgilendiren bir konuda yapılan sert bir eleştiri mi olduğu dikkatle tartılmalıdır. İfade özgürlüğüne yapılan müdahalenin (mahkumiyet), hedeflenen meşru amaçla orantılı olması gerekir. Salt rahatsız edici veya şok edici ifadelerin cezalandırılması, bu ölçütü karşılamaz ve AİHS m. 10'un ihlaline yol açar.