6706 sayılı Kanun m. 5, iade gibi adli iş birliği taleplerinde hüküm bulunmayan hallerde CMK hükümlerinin uygulanacağını belirtir. Buna göre, iade yargılaması sırasında ağır ceza mahkemesinin tutuklama kararı vermesi için CMK m. 100'deki şartların (kuvvetli suç şüphesi, tutuklama nedenleri) aranması gerekir mi, yoksa 6706 sayılı Kanun'daki özel hükümler yeterli midir?
Bu konuda 6706 sayılı Kanun'da özel hükümler bulunmaktadır ve bu özel hükümler öncelikle uygulanır. 6706 sayılı Kanun m. 16, iade yargılaması sırasında tutuklama ve diğer koruma tedbirlerini düzenler. Bu madde, ağır ceza mahkemesine, 'iade talebine konu fiilin işlendiğine dair kuvvetli şüphe varsa' tutuklama veya adli kontrol kararı verme yetkisi tanır. Görüldüğü gibi, kanun 'kuvvetli şüphe' şartını aramaktadır. Ancak CMK m. 100'deki gibi ayrıca bir 'tutuklama nedeni'nin (kaçma şüphesi, delilleri karartma tehlikesi) varlığını açıkça aramamaktadır. İade yargılamasının doğası gereği, kişinin yabancı bir devletin yargılamasından kaçmak için ülkeye gelmiş olması, 'kaçma şüphesi'nin zaten var olduğuna dair güçlü bir karine oluşturur. Yargıtay uygulaması da, iade talebinin ciddiyeti ve fiilin işlendiğine dair kuvvetli şüphe varsa, tutuklamanın orantılı bir tedbir olduğunu kabul etme eğilimindedir. Dolayısıyla, öncelikle 6706 sayılı Kanun'daki 'kuvvetli şüphe' şartı uygulanır; CMK m. 100'deki diğer nedenler ise iade yargılamasının doğası gereği genellikle var kabul edilir.