Bir elektrik abonesinin, kayıp-kaçak bedelinin iadesi için açtığı dava, yargılama sırasında çıkan bir kanunla konusuz kalmıştır. Davacı, HMK m. 331/1 uyarınca dava açmakta haklı olduğunu ve lehine vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğini iddia etmektedir. Mahkeme, bu 'haklılık testini' yaparken, davacının bireysel durumunu mu yoksa o tarihteki genel içtihat durumunu mu esas almalıdır?
Mahkeme, bu haklılık testini yaparken, o tarihteki 'genel içtihat durumunu' ve 'mevzuatı' esas almalıdır. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 2018/3716 E. sayılı kararında bu yaklaşım benimsenmiştir. Mahkemenin, her bir davacının kişisel durumundan ziyade, dava açıldığı tarihte yürürlükte olan hukuk kuralları ve Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarının bu tür davaları haklı kılıp kılmadığını değerlendirmesi gerekir. O dönemde, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve Daire kararları, kayıp-kaçak bedellerinin tüketicilerden alınmasının hukuka aykırı olduğu yönündeydi. Bu, o tarihte bu tür bir dava açan her abonenin 'dava açmakta haklı' olduğuna dair güçlü bir karine oluşturur. Davacının bireysel olarak özel bir haklılık sebebi ispatlamasına gerek yoktur. Mahkemenin, 'Dava açıldığı tarihteki mevzuat, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararı ve Dairemiz kararları gereği, davacı dava açmakta haklıydı.' şeklinde bir tespitle, sonradan çıkan kanunun davacının bu haklılığını geriye dönük olarak ortadan kaldırmayacağını kabul etmesi ve yargılama giderlerini (vekalet ücreti dahil) davalı idareye yüklemesi gerekir. Bu, hukuki öngörülebilirlik ve kazanılmış haklara saygı ilkesinin bir sonucudur.