TCK m. 299'da düzenlenen suçun soruşturulması re'sen yapılırken, kovuşturulması Adalet Bakanı iznine tabidir. Buna karşılık, aynı kanunun 301. maddesinde düzenlenen 'Türk Milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Devletin Kurum ve Organlarını Aşağılama' suçunda ise hem soruşturma hem de kovuşturma izne tabidir (TCK m. 301/4). Bu iki madde arasındaki farkın temel sebebi ve pratik yansıması nedir?
Bu iki madde arasındaki fark, suçların niteliği ve korunmak istenen hukuki yarara ilişkin kanun koyucunun farklı değerlendirmesinden kaynaklanmaktadır. 1) TCK m. 299 (Cumhurbaşkanına Hakaret): Bu suçta, devletin saygınlığı ile birlikte, somut bir kişinin (Cumhurbaşkanının) onur ve şerefi de korunmaktadır. Kişiye yönelik bir hakaret söz konusu olduğu için, suçun tespiti ve delillerin toplanması amacıyla soruşturmanın re'sen ve hızlı bir şekilde başlatılması uygun görülmüştür. İzin, sadece bu soruşturma sonucunda elde edilen delillerin bir kamu davasına dönüşüp dönüşmeyeceğine karar verilirken bir filtre mekanizması olarak öngörülmüştür. Pratik yansıması, savcının izin beklemeden soruşturma işlemlerini yapabilmesidir. 2) TCK m. 301 (Devletin Kurumlarını Aşağılama): Bu suçta mağdur, soyut bir kavram olan 'Türk Milleti' veya 'Devletin bir kurumu'dur. Doğrudan bir kişi hedef alınmaz. Bu tür ifadelerin suç olup olmadığı, ifade özgürlüğü sınırları içinde kalıp kalmadığı çok daha hassas bir siyasi ve hukuki değerlendirme gerektirir. Kanun koyucu, bu nedenle, daha soruşturma aşamasına geçilmeden, yani herhangi bir kişiye 'şüpheli' sıfatı verilip hakkında soruşturma işlemleri yapılmadan önce Adalet Bakanlığı'nın bir ön değerlendirme yapmasını ve sadece ciddi görülen iddialar için soruşturma izni vermesini uygun görmüştür. Buradaki izin, bir 'soruşturma şartı'dır. Pratik yansıması, savcının izin almadan hiçbir soruşturma işlemi yapamamasıdır. Bu fark, TCK m. 301'in ifade özgürlüğü üzerindeki potansiyel caydırıcı etkisini en aza indirme amacını taşımaktadır.