TCK m. 299 kapsamında, failin eyleminin 'basın ve yayın yoluyla' işlenmesi ile 'sosyal medya' üzerinden işlenmesi arasında 'aleniyet' unsuru (m. 299/2) açısından bir fark var mıdır? Yargıtay bu iki durumu nasıl değerlendirmektedir?
Hukuken, 'aleniyet' unsurunun gerçekleşmesi açısından bu iki durum arasında bir fark yoktur. Yargıtay, her iki durumu da TCK m. 299/2 kapsamında değerlendirmektedir. 'Basın ve yayın yolu', geleneksel medya araçlarını (gazete, dergi, radyo, televizyon) ifade eder. 'Sosyal medya' ise (Facebook, Twitter, Instagram vb.) yeni nesil bir iletişim platformudur. Her ikisinin de ortak özelliği, yapılan bir paylaşımın veya yayının 'belirli olmayan ve birden çok kişi tarafından algılanabilme imkanına' sahip olmasıdır. Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarında (örneğin 16. CD, 2016/6928 E.), herkese açık bir sosyal medya hesabından yapılan paylaşım, tıpkı bir gazetede yayınlanan bir yazı gibi, aleniyet unsurunu oluşturur. Hatta sosyal medyanın yayılma hızı ve kontrolsüz yapısı nedeniyle, aleniyetin çok daha yoğun bir şekilde gerçekleştiği kabul edilebilir. Dolayısıyla, suçun ister geleneksel basın-yayın yoluyla, isterse sosyal medya üzerinden işlenmesi, TCK m. 299/2'deki ceza artırımının uygulanması için yeterlidir. Önemli olan, paylaşımın yapıldığı platformun veya hesabın kamuya açık (herkes tarafından görülebilir) olmasıdır; kapalı bir grup veya özel mesajlaşma bu kapsama girmez.