TCK m. 299/3'teki Adalet Bakanı izninin, 'soruşturma' aşaması için değil 'kovuşturma' aşaması için bir şart olmasının pratik sonuçları nelerdir?
Bu iznin bir 'kovuşturma şartı' olmasının önemli pratik sonuçları vardır: 1) Soruşturmanın Başlaması: Cumhuriyet savcısı, Cumhurbaşkanına hakaret suçuna ilişkin bir şüpheye ulaştığında, soruşturma başlatmak için Adalet Bakanından izin almak zorunda değildir. Şikayete tabi bir suç olmadığı için re'sen soruşturma başlatabilir. 2) Delil Toplama: Savcı, izin beklemeksizin, şüphelinin ifadesini almak, tanıkları dinlemek, iletişimin tespiti gibi koruma tedbirlerine (hakim kararıyla) başvurmak gibi tüm soruşturma işlemlerini yapabilir. Bu, delillerin karartılmasını veya kaybolmasını önler. 3) İddianame Düzenlenmesi: Savcı, soruşturma sonunda yeterli şüpheye ulaşırsa bir iddianame düzenler. Ancak bu iddianameyi mahkemeye sunarak kamu davası açabilmesi için Adalet Bakanından 'olur' yani kovuşturma izni alması gerekir. 4) Sürecin Ayrışması: Bu ayrım, bir yandan suç şüphesinin hızlı bir şekilde araştırılmasına olanak tanırken, diğer yandan her hakaret iddiasının doğrudan bir kamu davasına dönüşmesini engelleyen bir 'filtre mekanizması' görevi görür. Adalet Bakanlığı, bu izin mekanizmasıyla, ifadenin niteliğini, kamu yararını ve siyasi konjonktürü de dikkate alarak bir değerlendirme yapma ve gereksiz davaların açılmasını önleme imkanına sahip olur. Eğer izin 'soruşturma şartı' olsaydı, savcı hiçbir delil toplayamadan süreci durdurmak zorunda kalırdı.