Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2016/1174 E. sayılı kararında, göçmen kaçakçılığı suçunda 'ülkede kalmasına imkân sağlama' eylemi TCK m. 79/1-a, 'yurtdışına çıkmasına imkân sağlama' eylemi ise TCK m. 79/1-b olarak nitelendirilmiştir. Bu ayrımın sanığın cezası üzerindeki pratik etkisi nedir?
Suçun işlendiği tarih itibarıyla, eylemin TCK m. 79/1-a veya TCK m. 79/1-b kapsamında kalmasının, sanığın alacağı temel ceza miktarı açısından doğrudan bir etkisi yoktur. Çünkü suç tarihinde her iki fıkra da aynı cezayı (üç yıldan sekiz yıla kadar hapis ve onbin güne kadar adli para cezası) öngörmekteydi. Yargıtay Ceza Genel Kurulu da kararında, sanık Reşit As'ın eyleminin 79/1-a kapsamında kaldığına işaret etmiş, ancak bu durumun ceza miktarı açısından bir değişiklik yaratmadığını, zira yeniden yargılama gerektirmeyen bu hususun düzeltilerek onanabileceğini belirtmiştir. Ancak bu hukuki nitelemenin doğru yapılması, 'suçun vasıflandırılması' açısından hukuki bir zorunluluktur ve TCK m. 61'deki cezanın bireyselleştirilmesi aşamasında hakimin takdiri üzerinde dolaylı bir etkiye sahip olabilir. Örneğin, hakim, suçu bir bütün olarak değerlendirirken, eylemin niteliğini (geçiş ülkesi olarak kullanma veya kalıcı yer sağlama), suçun işleniş biçimini, meydana gelen tehlikenin ağırlığını dikkate alarak temel cezayı alt sınırdan veya üst sınıra yakın bir yerden belirleyebilir. Dolayısıyla, ceza miktarı üzerinde doğrudan bir yasal sonucu olmasa da, doğru hukuki nitelendirme, adil bir ceza tayini için önemlidir.