İYUK m. 20/A ve m. 20/B uyarınca ivedi yargılama usullerine tabi bir davada, mahkemenin 'ara kararı verilmesi, keşif, bilirkişi incelemesi ya da duruşma yapılması gibi işlemler' ile ilgili 'ivedilikle sonuçlandırma' yükümlülüğü, uygulamada nasıl bir anlam taşır? Bu yükümlülüğün ihlali temyiz aşamasında nasıl bir sonuç doğurur?
İYUK m. 20/A-2-(f) ve m. 20/B-2-(e) bentlerinde yer alan 'ivedilikle sonuçlandırılır' ifadesi, mahkemeye bu tür usuli işlemleri genel yargılama usulünden çok daha hızlı ve öncelikli olarak yapma yükümlülüğü getirir. Bu, kanunun bu tür davaların süratle bitirilmesi amacının bir yansımasıdır. Uygulamada bu şu anlama gelir: 1) Ara kararlarına cevap için verilen süreler daha kısa tutulmalıdır. 2) Bilirkişi incelemesi için görevlendirilen bilirkişiye raporunu hazırlaması için çok daha kısa ve kesin bir süre verilmelidir. 3) Keşif veya duruşma için çok yakın bir tarihe gün verilmelidir. Mahkemenin, bu işlemleri makul olmayan bir şekilde geciktirmesi, örneğin bilirkişi raporunun aylarca beklenmesi veya duruşmanın aylar sonrasına bırakılması, 'ivedilikle sonuçlandırma' yükümlülüğünün ihlali anlamına gelir. Bu ihlal, tek başına mutlak bir bozma nedeni olmasa da, temyiz incelemesinde Danıştay tarafından dikkate alınır. Özellikle, bu gecikme nedeniyle bir hak kaybı yaşanmışsa (örneğin, bir ihalenin sonuçlanması veya bir sınavın geçerliliğini yitirmesi gibi), Danıştay bu durumu kararı bozarken veya HMK m. 20/A-(i) uyarınca kendisi esas hakkında karar verirken göz önünde bulunduracaktır. Bu yükümlülük, adil yargılanma hakkının bir unsuru olan 'makul sürede yargılanma' hakkının bu özel davalardaki somut bir yansımasıdır.