Yargıtay 16. Ceza Dairesi'nin 2017/3706 E., 2018/424 K. sayılı kararı, 'adaletin selameti' ilkesi ve zorunlu müdafilik arasındaki ilişkiyi nasıl yorumlamaktadır? Özellikle tutuklama kararı aşamasında ve kovuşturma aşamasında müdafiin rolü hakkında ne gibi tartışmalara işaret etmektedir?
Yargıtay 16. Ceza Dairesi'nin (2017/3706 E., 2018/424 K.) kararı ve karşı oyu, 'adaletin selameti' ilkesinin, kişinin maddi olanaklarının avukat tutmaya elverişli olmadığı hallerde resen atanacak bir avukatın yardımından ücretsiz olarak yararlanma hakkını ifade ettiğini belirtir. Karar, CMK 101/3 uyarınca ilk tutuklama talebi için müdafi zorunluluğu öngörüldüğünü, ancak tutukluluğun devamına ilişkin kararlarda ve sanığın tutuklu olduğu yargılamalarda müdafi atanmasına ilişkin zorunluluk halinin CMK'da düzenlenmediğini vurgular. Karşı oy ise, tutuklama ve tutukluluğun devamı kararlarının itiraz kanun yoluna tabi olduğunu ve temyiz aşamasında denetiminin mümkün olmadığını, ayrıca kovuşturmada sanığın kendi talebiyle müdafi istememesi halinde savunma hakkının kısıtlanmadığını savunur. Bu karar, CMK 101/3'ün sadece ilk tutuklama için zorunlu müdafilik öngördüğü, kovuşturma aşamasında sanığın kendi iradesiyle müdafi istememesi halinde bu durumun adil yargılanma hakkını ihlal etmediği yönündeki tartışmaları ortaya koyar.