Yargıtay içtihatlarında, 'polis memurunun gaz tüfeğiyle atış yapması sonucu göstericinin vefat etmesi' olayı, 'kasten yaralama sonucu ölüme neden olma' suçu yerine neden 'bilinçli taksirle öldürme' suçu olarak vasıflandırılmıştır? Bu vasıflandırmanın temel gerekçesi nedir?
Yargıtay 1. Ceza Dairesi'nin 24/05/2018 T., 2016/6162 E., 2018/2384 K. sayılı kararına göre, bu tür bir olayda sanığın 'öldürme ya da yaralama kastıyla hareket ettiğini gösteren kesin ve inandırıcı delillerin bulunmadığı' esas alınmıştır. Ancak, 'gaz tüfeğiyle atış yapma eğitimi alan ve gaz fişeğinin birine isabeti sonucu yaralama yada ölüme sebebiyet vereceğini bilmesi gereken sanığın, atış yaptığı sırada gerekli dikkat ve özeni göstermeyerek göstericileri dağıtmak amacıyla tüfeği ateşlediği, bu esnada ölenin isabet aldığı' anlaşılmıştır. Bu durumda, sanık neticeyi öngörmesine rağmen (yaralama/ölüm) bunu istememiş, ancak dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranarak 'bilinçli taksirle' ölüme neden olmuştur. 'Kasten yaralama sonucu ölüme neden olma' suçundan ayrımı, failin başlangıçtaki kastının yaralamaya değil, eylemin 'dağıtma amacı' taşımasına dayanmasıdır; ölüm neticesi ise öngörülebilir ancak istenmeyen bir sonuç olarak ortaya çıkmıştır. (5237 sayılı Türk Ceza Kanunu, Madde 85/1, 22/3, 87/4; Yargıtay 1. CD, 24/05/2018 T., 2016/6162 E., 2018/2384 K.; or.av.tr/kasten-oldurme-suçu-tck-m-81-82-ve-83/)