TCK m.268 suçunda, failin kimlik bilgilerini kullandığı kişinin 'gerçekte var olmayan hayali' veya 'hayatta olmayan bir kişi' olması ile 'yaşayan gerçek bir kişi' olması arasındaki fark, hukuki vasıflandırma açısından neden önemlidir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #285630

Bu ayrım, suçun vasıflandırması açısından kritik öneme sahiptir. Yargıtay 13. Ceza Dairesi'nin 2016/1194 E., 2017/9436 K. sayılı kararında vurgulandığı üzere: - Eğer kimlik bilgileri kullanılan kişi 'gerçekte var olmayan hayali' veya 'hayatta olmayan bir kişi' ise, sanığın eylemi genellikle TCK m.206'da düzenlenen 'resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan' suçunu oluşturur. Çünkü bu durumda ortada iftira edilecek gerçek bir mağdur yoktur. - Ancak, kimlik bilgileri kullanılan kişi 'suç tarihi itibariyle yaşayan gerçek bir kişi' ise, sanığın eylemi TCK m.268'de düzenlenen 'başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması' suçunu oluşturur. Zira bu durumda fail, gerçek bir kişiye iftira atmışçasına o kişi hakkında soruşturma veya kovuşturma yapılmasına neden olmaktadır ve bu gerçek kişi suçun mağduru konumundadır.