Tefecilik suçunda 'yüksek sayılabilecek miktarda paranın karşılıksız verilmesinin hayatın olağan akışına uygun olmaması' prensibi, sanığın 'faiz almadığı' yönündeki savunmasının çürütülmesinde nasıl kullanılır?
Tefecilik suçunda, sanığın 'aralarında yakın akrabalık bağı veya iş ilişkisi bulunmayan kişiler arasında günün ekonomik koşulları nazara alındığında yüksek sayılabilecek miktarda paranın karşılıksız verilmesinin hayatın olağan akışına uygun olmaması' prensibi (Yargıtay 5. Ceza Dairesi, 2014/10131 E., 2018/118 K.), sanığın 'faiz almadığı' yönündeki savunmasının çürütülmesinde önemli bir rol oynar. Bu prensip, yargılama makamının, somut olayın koşulları ve genel yaşam tecrübeleri ışığında, bir kişinin yüksek miktarda parayı hiçbir karşılık beklemeden vermesinin olağan olmadığını varsaymasını sağlar. Eğer sanık, bu durumun aksini (örneğin borç-alacak ilişkisi, ticari ilişki) ikna edici bir şekilde kanıtlayamazsa, mahkeme 'hayatın olağan akışı'na aykırı olan bu durumdan yola çıkarak faiz karşılığı ödünç para verildiği yönünde bir sonuca varabilir. Bu, dolaylı delillerin ve karinelerin yorumlanmasında kullanılan güçlü bir argümandır.