Medeni Kanun'da 'katılma alacağı' veya 'değer artış payı alacağı' talebiyle açılan davalarda, alacak hakkının tasfiyenin sona ermesinden (karar tarihi) itibaren faize hak kazanmasının hukuki gerekçesi nedir? Uygulamada bazı mahkemelerin sıklıkla ıslah veya dava tarihi itibariyle faiz işletmesinin kanuna aykırılığı Yargıtay kararlarıyla nasıl desteklenmektedir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #282324

Medeni Kanun'un 239/3. maddesi, 'aksine anlaşma yoksa, tasfiyenin sona ermesinden başlayarak katılma alacağına faiz yürütülür' hükmünü amirdir. Yargıtay uygulamalarına göre, 'tasfiye tarihi' buna ilişkin mahkeme kararının verildiği tarihtir. Bu hukuki gerekçe, katılma alacağının veya değer artış payı alacağının, mal rejiminin sona ermesiyle (boşanma davasının açılmasıyla) doğan ancak miktarının mahkeme kararıyla kesinleştiği, yani 'muaccel' hale geldiği andan itibaren faize hak kazanması prensibine dayanır. Alacak, karar verilmeden önce belirli ve likit değildir. Uygulamada bazı mahkemelerin sıklıkla ıslah veya dava tarihi itibarıyla yasal faiz işletmesi, Medeni Kanun'un bu açık hükmüne aykırılık teşkil eder. Bu aykırılık, Yargıtay 8. Hukuk Dairesi'nin 2016/4777 Karar sayılı ve 2014/13288 Karar sayılı kararlarıyla desteklenmektedir. Örneğin, 2016/4777 Karar sayılı kararda, davacı lehine hükmedilen katılma alacağı niteliğindeki alacak için 'dava ve ıslah tarihinden geçerli olarak hükmedilmesi'nin yasaya aykırı olduğu ve 'kararın düzeltilerek onanması' uygun görülmüştür. Bu durum, Yargıtay'ın kanunun lafzına uygun faiz başlangıcı ilkesini titizlikle uyguladığını ve adaletin doğru bir şekilde tecellisi için bu tür hataların düzeltilmesi gerektiğini göstermektedir.