HMK'da yer alan 'Dürüst davranma ve doğruyu söyleme yükümlülüğü' (HMK m. 29) ve 'Hâkimin davayı aydınlatma görevi' (HMK m. 31) ilkeleri, müteselsil borç ilişkilerinde davalılardan birinin diğerinden bağımsız olarak uzlaşmaya varması durumunda nasıl bir uygulama alanı bulur? Yargıtay 21. Hukuk Dairesi'nin 2017/588 Karar sayılı kararı bu konuda nasıl bir yol göstermiştir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #282280

HMK'nın 29. maddesi, tarafların dürüstlük kuralına uygun davranmak ve davanın dayanağı olan vakıalara ilişkin açıklamalarını gerçeğe uygun bir biçimde yapmakla yükümlü olduğunu belirtir. HMK'nın 31. maddesi ise, hâkimin uyuşmazlığın aydınlatılmasının zorunlu olduğu durumlarda, maddi veya hukuki açıdan belirsiz yahut çelişkili gördüğü hususlar hakkında taraflara açıklama yaptırabilmesi, soru sorabilmesi ve delil gösterilmesini isteyebilmesini öngörür. Bu ilkeler, müteselsil borç ilişkilerinde (birden çok borçlunun borcun tamamından sorumlu olduğu ancak edimin bir defa ifa edildiği durum) özellikle önem kazanır. Yargıtay 21. Hukuk Dairesi'nin 2015/18583 Esas, 2017/588 Karar sayılı kararı, bu durumu somutlaştırmıştır. İş kazası sonucu maddi ve manevi tazminat davasında, müteselsil borçlulardan birinin davacı ile haricen uzlaşmaya vardığını beyan etmesine rağmen, mahkemenin uzlaşmaya varan taraflardan hangi miktarlar üzerinde anlaştıklarını açıkça sormadan talebin reddine karar vermesi hatalı bulunmuştur. Yargıtay, hâkimin HMK m. 31 gereği davayı aydınlatma yükümü çerçevesinde, uzlaşan taraflardan hangi kalemler üzerinde, hangi miktarlarda anlaştıklarının ayrı ayrı sorulması gerektiğini belirtmiştir. Zira, BK m. 163'e göre alacaklı, müteselsil borçlulardan herhangi birinden alacağın tamamını isteyebilir, ancak birisi borcu ifa ettiğinde diğerleri de kurtulur. Dolayısıyla, uzlaşma miktarının ve kapsamının netleştirilmesi, diğer borçlunun durumunu doğrudan etkileyeceğinden, maddi gerçeğe ulaşmak ve adil bir yargılama sağlamak için hâkimin bu ödevini titizlikle yerine getirmesi zorunludur.