HMK'nın 120. maddesi ve Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yönetmeliği'nin 45. maddesi, 'gider avansı' ve 'delil avansı'nı tanımlarken hangi hususlarda uyumsuzluk göstermektedir? Yargıtay'ın bu uyumsuzluğu nasıl giderdiğini ve yargılamanın nasıl devam etmesi gerektiğini, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2017/641 Karar sayılı kararı ışığında açıklayınız.
HMK'nın 120. maddesi, gider avansını genel olarak yargılama harçları ve diğer giderler için dava açılırken yatırılması gereken, yeterli olmadığında tamamlanması için kesin süre verilen bir dava şartı olarak düzenler. Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yönetmeliği'nin 45. maddesi ise, gider avansını 'her türlü tebligat ve posta ücretleri, keşif giderleri, bilirkişi ve tanık ücretleri gibi giderler için davacıdan alınan meblağ' olarak tanımlar (m. 45/1). Ancak, Yönetmeliğin 45/4. maddesi 'delil avansı'nı da tarafların dayandıkları delillerin giderlerini karşılamak üzere mahkemece belirlenen kesin süre içinde ödenmesi gereken meblağ olarak ayrı tanımlar ve bunun yatırılmaması halinde 'o delilin ikamesinden vazgeçilmiş sayılacağı'nı belirtir. Bu durum, Yönetmeliğin 45/1 ile 45/4. ve 45/5. fıkraları arasında 'gider avansı' tanımı içinde delil avansının da gösterilmesi nedeniyle bir uyumsuzluk yaratır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2017/12-1141 Esas, 2017/641 Karar sayılı kararı bu uyumsuzluğu gidermiştir. Karar, HMK m. 324'te düzenlenen delil ikamesi avansının, HMK m. 114/g'deki gider avansından hüküm ve sonuçları itibarıyla farklı olup, dava şartı niteliğinde olmadığını vurgulamıştır. Dolayısıyla, keşif ve bilirkişi ücretleri gibi delil ikamesine yönelik giderlerin 'delil avansı' olarak kabul edilmesi ve yatırılmaması halinde ilgili tarafın o delilden vazgeçmiş sayılması gerektiği belirtilmiştir. Bu durumda, davanın usulden reddi yerine mevcut delillerle esasa ilişkin bir karar verilmesi gerekir. Bu yorum, kanun koyucunun amacına uygun olarak yargılamaların gereksiz yere usulden reddini engellemeyi amaçlar.