Türk Ceza Kanunu'nun 119/2. maddesinde yer alan 'suçların işlenmesi sırasında kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hallerinin gerçekleşmesi durumunda, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır' düzenlemesinin amacı nedir? Bu hüküm, ceza hukukunun temel prensiplerinden 'bileşik suç' ilkesiyle nasıl bir ilişki içindedir?
TCK'nın 119/2. maddesi, maddenin birinci fıkrasında sayılan suçların (örneğin konut dokunulmazlığının ihlali, iş ve çalışma hürriyetinin ihlali vb.) işlenmesi sırasında kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hallerinin (örn. ağır yaralama) gerçekleşmesi durumunda, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümlerin uygulanacağını öngörür. Bu düzenlemenin amacı, fiilî olarak gerçekleşen ve suçun temel hareketlerinden olan cebir veya tehdidi aşan, daha ağır bir hukuki sonuç doğuran yaralama eylemlerini özel olarak cezalandırmaktır. Normalde cebir veya tehdit, 119. maddede belirtilen suçların seçimlik hareketlerinden biri olarak kabul edildiğinden, 'bileşik suç' ilkesi gereği yalnızca esas suçtan ceza verilmesi beklenir; cebir veya tehdit ayrı bir suç olarak cezalandırılmaz. Ancak 119/2. madde, bu genel bileşik suç ilkesine bir istisna getirir. Madde gerekçesinde de belirtildiği gibi, 'kasten yaralama suçunun temel şekli, birinci fıkrada sayılan suçların seçimlik hareketlerinden olan cebrin varlığı için gerekli ve yeterli görülmüştür'. Dolayısıyla, cebir veya tehdit basit bir yaralama seviyesinde kaldığında ayrı ceza verilmezken, yaralama 'neticesi sebebiyle ağırlaşmış' bir durum aldığında (örn. vücutta kalıcı bir iz bırakma, duyuyu veya organı işlevsiz hale getirme gibi), failin bu ağır neticeden ayrıca sorumlu tutulması amaçlanmıştır. Bu, suçun işlenmesi sırasında ortaya çıkan tehlikenin ciddiyetini ve mağdur üzerindeki olumsuz etkiyi artırdığı için ek bir yaptırım öngörülmesinin hakkaniyetli olduğu düşüncesine dayanır.