Bir sanık sorgusunda HAGB'nin uygulanmasını kabul etmiş, ancak daha sonraki bir celsede sanık müdafii (avukatı), müvekkili adına HAGB'nin uygulanmasını istemediğini beyan etmiştir. Bu durumda mahkeme, müdafiin beyanına dayanarak HAGB uygulamasına yer olmadığına karar verebilir mi? Bu hakkın niteliğini YCGK - Karar : 2019/616 ışığında tartışınız.
Hayır, veremez. Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun K:2019/616 sayılı kararında net bir şekilde ortaya konulduğu üzere, HAGB'nin uygulanmasını kabul etmeme hakkı, 'şahsa sıkı surette bağlı' bir haktır. Şahsa sıkı sıkıya bağlı haklar, kişinin sadece kendisinin kullanabileceği, başkasına devredilemeyen haklardır (evlenme, şikayetten vazgeçme gibi). Bu tür hakların bir vekil (avukat) tarafından kullanılabilmesi için, vekaletnamede bu konuda 'özel bir yetki' bulunması gerekir. HAGB'nin kabul edilmemesi, sanığın beraat edeceğine inandığı bir davada temyiz hakkını kullanma iradesini yansıttığı için, sonuçları itibarıyla doğrudan sanığın şahsını ilgilendirir. Bu nedenle, sanık müdafii, vekaletnamesinde bu yönde açık ve özel bir yetki bulunmadıkça, sanığın daha önce kabul ettiği HAGB'den onun adına vazgeçemez veya HAGB'yi reddedemez. Sorudaki olayda, sanık bizzat kabul beyanında bulunmuştur. Müdafiin daha sonraki aksi yöndeki beyanı, sanığın iradesiyle çelişmektedir. Mahkemenin yapması gereken, bu çelişkiyi gidermek için durumu bizzat sanığa sormak ve nihai iradesini tespit etmektir. Sadece müdafiin beyanına dayanarak HAGB uygulamasına yer olmadığına karar verilmesi, hem sanığın iradesinin hiçe sayılması hem de şahsa sıkı surette bağlı bir hakkın usulsüz kullanılması nedeniyle hukuka aykırıdır ve bozma nedenidir. (Bkz: Yargıtay 11. CD-Karar : 2020/49).