2872 sayılı Çevre Kanunu'nun 28. maddesinde düzenlenen 'kirletenin sorumluluğu'nun hukuki niteliğini 'kusur' ve 'zamanaşımı' unsurları açısından analiz ediniz.
2872 sayılı Çevre Kanunu'nun 28. maddesi, çevresel zararlar için özel bir sorumluluk rejimi öngörmektedir. Bu sorumluluğun hukuki niteliği şu iki temel unsurla belirlenir: 1) Kusursuz Sorumluluk: Maddenin ilk fıkrası, 'Çevreyi kirletenler ve çevreye zarar verenler sebep oldukları kirlenme ve bozulmadan doğan zararlardan dolayı kusur şartı aranmaksızın sorumludurlar' hükmünü amirdir. Bu, Türk hukukunda 'tehlike sorumluluğu' olarak da bilinen bir kusursuz sorumluluk halidir. Yani, zarara uğrayan kişinin, zararı veren kirletenin kusurlu (ihmalkar veya kasıtlı) olduğunu ispat etmesi gerekmez. Kirleten faaliyet ile ortaya çıkan zarar arasında bir illiyet (nedensellik) bağının kurulması, sorumluluğun doğması için yeterlidir. Bu düzenleme, çevreyi kirletme potansiyeli olan faaliyetlerin (sanayi tesisleri, kimyasal taşıma vb.) taşıdığı riskin, bu faaliyetleri yürütenlerin üzerinde bırakılması amacını taşır. 2) Özel Zamanaşımı Süresi: Maddenin ikinci fıkrası, çevreye verilen zararlardan doğan tazminat talepleri için özel bir zamanaşımı süresi öngörmüştür. Buna göre talepler, 'zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten itibaren beş yıl sonra' zamanaşımına uğrar. Bu süre, Borçlar Kanunu'ndaki genel haksız fiil zamanaşımı sürelerinden (öğrenmeden itibaren 2 yıl, her halde 10 yıl) farklı ve zarar gören lehine daha uzun bir süre tanımaktadır. Bu düzenleme, çevresel zararların etkilerinin bazen uzun bir süre sonra ortaya çıkabilmesi (latent/gizli zararlar) gerçeği dikkate alınarak yapılmıştır.