Sanığın, cinsel saldırı suçunu işlemek amacıyla mağdura yönelik icra hareketlerine başladıktan sonra, mağdurun ağlaması ve direnç göstermesi üzerine eylemine son vermesi gönüllü vazgeçme sayılır mı? Yargıtay'ın bu konudaki yaklaşımını, özellikle 'aşılabilir mukavemet' kavramı çerçevesinde Yargıtay 14. Ceza Dairesi'nin kararları (örn: E: 2015/6332, K: 2015/11368) ışığında değerlendiriniz.
Evet, Yargıtay'ın yerleşik uygulamalarına göre bu durum gönüllü vazgeçme sayılabilir. Gönüllü vazgeçme ile teşebbüs arasındaki ayrımda kilit nokta, failin eylemine devam etmesini engelleyen harici ve 'aşılamayacak' bir engelin olup olmadığıdır. Mağdurun direnç göstermesi, bağırması veya ağlaması gibi davranışlar, failin eylemine devam etmesini zorlaştırsa da, genellikle 'aşılamayacak' bir engel olarak kabul edilmez. Bunlar, suçun işlenmesi sırasında karşılaşılabilecek tipik zorluklardır ve 'aşılabilir mukavemet' olarak nitelendirilir. Yargıtay 14. Ceza Dairesi'nin E: 2015/6332, K: 2015/11368 sayılı kararında da benzer bir durumda, 'mağdura sair cisim sokulmasını engelleyen onun aşılabilir mukavemeti dışında harici bir engel bulunmadığı halde, sanıkların icra hareketlerine kendiliklerinden son verdiklerinin sabit olması karşısında' gönüllü vazgeçme hükümlerinin uygulanması gerektiği belirtilmiştir. Dolayısıyla, fail, mağdurun bu tür bir direncine rağmen fiziksel olarak eylemine devam etme imkanına sahipken, kendi iradesiyle (ister pişmanlıktan, ister acımadan, isterse yakalanma korkusunun artmasından olsun) eylemine son veriyorsa, bu durum gönüllü vazgeçme olarak kabul edilir ve fail, nitelikli cinsel saldırıya teşebbüsten değil, vazgeçme anına kadar tamamladığı suçtan (örneğin sarkıntılık düzeyinde kalmışsa basit cinsel saldırı suçundan) sorumlu tutulur.