Yemin delilinin Hukuk Muhakemeleri Kanunu'ndaki niteliğini ve 'yeminin bölünemezliği' ilkesini, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 21.03.2018 tarihli ve 2017/1002 E., 2018/494 K. sayılı kararı ışığında, davalının yemin metnine eklediği ifadelerin hukuki sonuçları bağlamında tartışınız.
Yemin, HMK'da düzenlenen 'kesin delil' türlerinden biridir (HMK m. 225 vd.). Kesin delil olması, hâkimin bu delille bağlı olduğu ve aksini başka delillerle araştıramayacağı anlamına gelir. 'Yeminin bölünemezliği' ilkesi ise, yemin beyanının bir bütün olarak kabul edilmesi ve yemin eden tarafın lehine olan kısımlarla aleyhine olan kısımların birbirinden ayrılamayacağı prensibidir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 21.03.2018 tarihli, 2017/1002 E., 2018/494 K. sayılı kararında bu ilke detaylıca ele alınmıştır. Karara göre: 1) Yemin Eden Taraf Metne Bağlı Değildir: Yemin eden taraf, mahkemenin hazırladığı yemin metnini aynen tekrarlamak zorunda değildir. Kendisine sorulan sorulara, yemin edeceği hususa bazı ilaveler yaparak cevap verebilir. 2) Beyan Bir Bütündür: Yemin eden tarafın bu şekilde yaptığı eklemelerle birlikte tüm beyanı bir bütün olarak değerlendirilmelidir. Mahkeme, bu beyanı bölerek, bir kısmını (örneğin ikrar niteliğindeki kısmı) alıp diğer kısmını (inkâr kısmını) göz ardı edemez. 3) İddianın Sonucu Vicdana Bırakılmıştır: Yemin teklif eden taraf, iddiasının sonucunu karşı tarafın vicdanına bırakmış ve onun söyleyeceklerinin doğru olduğunu peşinen kabul etmiş sayılır. Bu nedenle, yemin beyanında yer alan ve ilk bakışta ikrar gibi görünen ancak beyanın bütünü içinde inkârı destekleyen ifadeler, tek başına ikrar olarak kabul edilemez. Somut olayda (HGK 2018/494 K.), ziynet eşyası davasında yemin eden davalı, 'kendisinde kalan ziynet eşyası olmadığını' beyan etmiş, ancak bu beyanına 'ziynetlerin bir kısmını davacı ile birlikte ihtiyaçları için harcadıkları' şeklinde bir ilave yapmıştır. HGK, bu beyanın bölünemeyeceğini, davalının 'kendisinde ziynet kalmadığı' yönündeki asıl beyanının esas alınması gerektiğini ve eklediği ifadenin bu inkârın bir parçası olarak değerlendirilmesi gerektiğini kabul etmiştir. Bu ekleme, yemin delilinin kesin delil niteliğini ortadan kaldırmaz ve yeni bir araştırmayı gerektirmez. Dolayısıyla, davalının yemin beyanı, iddianın ispatlanamadığı yönünde kesin bir delil teşkil etmiştir.