Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 2019/654 E. sayılı kararında, ByLock iletişim sisteminin 'global bir uygulama görüntüsü altında belli bir tarihten sonra yenilenen ve geliştirilen hâliyle münhasıran FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensuplarının kullanımına sunulmuş bir program' olduğu tespiti yapılmıştır. Bu 'münhasırlık' iddiası, ByLock kullanımının tek başına örgüt üyeliği için yeterli bir delil sayılıp sayılmayacağı tartışmasında nasıl bir rol oynamaktadır?
YCGK kararındaki bu 'münhasırlık' tespiti, ByLock kullanımının FETÖ/PDY üyeliği için güçlü bir delil olarak kabul edilmesinde merkezi bir rol oynamaktadır. Eğer ByLock, herkesin kullandığı, genel amaçlı bir mesajlaşma uygulaması olsaydı, bir kişinin bu uygulamayı kullanması tek başına örgütsel bir bağlantıya işaret etmezdi. Ancak Yargıtay, teknik incelemeler ve tanık beyanları ışığında, ByLock'un özellikle 2014'ten sonraki geliştirilmiş versiyonlarının, örgüt tarafından kendi üyelerinin gizli haberleşmesi için özel olarak tasarlandığı, dışarıya kapalı bir ağ olduğu ve kullanımının da örgütsel bir talimat ve organizasyon gerektirdiği sonucuna varmıştır. Bu 'münhasırlık' kabulü, bir kişinin ByLock sistemine (User-ID alarak) dahil olmasının, onun tesadüfen değil, bilerek ve isteyerek bu örgütsel iletişim ağına katıldığı ve dolayısıyla örgütle bir bağlantısı olduğu yönünde kuvvetli bir karine oluşturduğu anlamına gelir. Bu nedenle, Yargıtay içtihatlarında, kişinin ByLock kullanıcısı olduğunun teknik olarak kesin bir şekilde (özellikle ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağı ile) ispatlanması, başkaca destekleyici deliller olmasa bile örgüt üyeliği suçunun sübutu için yeterli kabul edilebilmektedir. Ancak, Morbeyin gibi tuzaklı yönlendirmelerle oluşan mağduriyetlerin de dikkate alınması ve her dosyanın kendi özelinde değerlendirilmesi gerekliliği de vurgulanmaktadır.