Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 2017/892 E. sayılı kararında, başlangıç şüphesinin 'belirli bir kişiye yönelmesi de gerekmeyecektedir' denilmiştir. Bu durum, CMK m.160(2)'deki 'şüphelinin lehine ve aleyhine olan delilleri toplayarak muhafaza altına almakla ve şüphelinin haklarını korumakla yükümlüdür' ifadesiyle birlikte, faili meçhul bir olayda soruşturmanın yürütülüş şeklini nasıl etkiler?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #278337

Başlangıç şüphesinin belirli bir kişiye yönelmesinin zorunlu olmaması, soruşturmanın faili meçhul bir olay üzerine de başlayabileceğini ifade eder. Bu durumda, CMK m.160(2)'deki yükümlülükler şu şekilde yorumlanmalıdır: 1) **Lehe ve Aleyhe Delil Toplama:** Henüz belirli bir şüpheli olmasa da, savcı olayı aydınlatabilecek, ileride bir şüpheli belirlendiğinde onun suçluluğunu veya suçsuzluğunu ortaya koyabilecek her türlü delili (parmak izi, DNA, tanık beyanları, kamera kayıtları vb.) toplamalıdır. Bu deliller, ileride belirlenecek herhangi bir potansiyel şüphelinin hem lehine hem de aleyhine olabilir. Amaç, maddi gerçeği objektif bir şekilde ortaya koymaktır. 2) **Şüphelinin Haklarını Koruma:** Bu aşamada 'şüphelinin hakları', genel olarak soruşturma işlemlerinin hukuka uygun yürütülmesi, masumiyet karinesine saygı gösterilmesi ve ileride şüpheli sıfatını alabilecek kişilerin temel haklarının (özel hayatın gizliliği, konut dokunulmazlığı vb.) keyfi müdahalelerden korunması anlamına gelir. Deliller toplanırken yasak usullere başvurulmamalıdır. Soruşturma ilerleyip şüphe belirli bir kişiye odaklandığında, o kişinin özel hakları (müdafi, susma hakkı vb.) devreye girer. Yani, faili meçhul bir olayda dahi soruşturma, adil yargılanma ilkelerine ve insan haklarına saygılı bir şekilde yürütülmelidir.