TCK m.314(1) ve (2)'deki silahlı örgüt kurma, yönetme ve üye olma suçları ile TCK m.220'deki genel örgüt suçları arasındaki temel ayrım 'silahlı olma' unsurudur. Bir örgütün 'silahlı' kabul edilmesi için, örgütün amacı doğrultusunda bu silahları fiilen kullanmış olması şart mıdır, yoksa silahlar üzerinde tasarruf imkanının bulunması yeterli midir?
Bir örgütün TCK m.314 kapsamında 'silahlı' kabul edilmesi için, örgütün amacı doğrultusunda bu silahları fiilen kullanmış olması şart değildir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 2019/654 E. sayılı kararında da belirtildiği gibi, örgütün 'amaca matuf bir eylem gerçekleştirmeye yeterli derecede silahlı olması ya da bu silahları kullanabilme imkânına sahip bulunması' yeterlidir. TCK m.314 gerekçesinde de 'örgütün bütün mensuplarının silâhlı olmaları zorunlu değildir; hedeflenen suçların işlenmesini sağlayabilecek derecede olmak üzere bazı üyelerin silâhlı olmaları, suçun oluşması için yeterlidir. Her hâlde silâh sayısının suçun oluşması bakımından yeterli olup olmadığının takdiri de hâkime aittir' denilmektedir. Yani, örgütün elinde amaç suçları işlemeye elverişli nitelikte ve sayıda silah bulunması ve örgütün bu silahlar üzerinde fiili bir tasarruf imkanına (gerektiğinde kullanabilme potansiyeline) sahip olması, örgütün 'silahlı' vasfını kazanması için yeterlidir. Silahların daha önce bir eylemde kullanılmış olup olmaması, bu vasfı etkilemez; potansiyel tehlike ve elverişlilik esastır.