Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nin 2016/5731 E. sayılı kararında, 15 yaşından küçük bir çocuğun terör örgütüne katılması durumunda rızasının hukuki değerinin olmadığı belirtilmiştir. Bu durum, çocuğun TCK m.109 (Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma) suçu açısından mağdur konumunu nasıl etkiler ve bu eylemin TCK m.302 (Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozma) açısından 'vahim eylem' sayılıp sayılmayacağı değerlendirmesinde rızanın rolü nedir?
Kararda belirtildiği gibi, 15 yaşını bitirmemiş bir çocuğun bir hukuki işleme veya fiile verdiği rıza, kural olarak geçersizdir. Bu, özellikle onun bedensel ve ruhsal gelişimini, güvenliğini ve geleceğini etkileyebilecek durumlar için geçerlidir. Terör örgütüne katılma gibi son derece tehlikeli bir eyleme 15 yaşından küçük bir çocuğun verdiği iddia edilen rıza, onun TCK m.109 (Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma) suçunun mağduru olmasını engellemez. Çocuğu örgüte götürenler, cebir, tehdit veya hile kullanmasalar dahi, çocuğun hukuken geçerli bir rızası olmadığı için onu hukuka aykırı bir şekilde alıkoymuş ve hürriyetini kısıtlamış sayılırlar. Bu eylemin TCK m.302 açısından 'vahim eylem' olup olmadığı değerlendirilirken ise, çocuğun rızasının olup olmamasından ziyade, bu eylemin (çocukların örgüte kazandırılıp savaşçı olarak kullanılması) devletin birliği ve bütünlüğü açısından yarattığı somut tehlike ve örgütün amaçlarına hizmet etme derecesi önemlidir. Çocuğun rızasının yokluğu, eylemin TCK m.109 açısından suç teşkil etmesini sağlarken, TCK m.302 açısından ise bu 'araç suçun' vahametini ve örgütün yöntemlerinin acımasızlığını ortaya koyan bir faktör olabilir.