Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 2017/892 E. sayılı kararında, başlangıç şüphesinin varlığı halinde 'koruma tedbirlerine müracaat edilmesi'nden bahsedilmiştir. CMK m.160 uyarınca başlatılan bir soruşturmada hangi tür koruma tedbirlerine (CMK m.90 vd.) başvurulabilir ve bu tedbirlere karar verme yetkisi kime aittir?
CMK m.160 uyarınca bir suç şüphesiyle soruşturma başlatıldığında, maddi gerçeğin ortaya çıkarılması, delillerin korunması veya şüphelinin/sanığın kaçmasının önlenmesi gibi amaçlarla çeşitli koruma tedbirlerine başvurulabilir. Bu tedbirler CMK m.90 ve devamında düzenlenmiştir. Başlıcaları şunlardır: Yakalama (CMK m.90), Gözaltı (CMK m.91), Tutuklama (CMK m.100), Adli Kontrol (CMK m.109), Arama ve Elkoyma (CMK m.116, m.123), İletişimin Tespiti, Dinlenmesi ve Kayda Alınması (CMK m.135), Gizli Soruşturmacı Görevlendirilmesi (CMK m.139), Teknik Araçlarla İzleme (CMK m.140). Bu tedbirlere karar verme yetkisi, tedbirin niteliğine göre değişir. Genel kural, özellikle kişi hürriyetini ve temel hakları daha ağır şekilde kısıtlayan tedbirler (tutuklama, arama, iletişimin denetlenmesi) için hakim kararı gerekmesidir. Ancak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının, hatta bazen (yakalama gibi) kolluk amirinin de sınırlı ve geçici yetkileri olabilir. Örneğin, arama için kural olarak hakim kararı gerekirken, gecikmesinde sakınca bulunan halde savcı yazılı emir verebilir (CMK m.119). Tutuklamaya ise sadece hakim karar verebilir (CMK m.101). Savcı, soruşturmayı yürütürken bu tedbirlere ihtiyaç olup olmadığını değerlendirir ve yetkisi dahilindeyse karar verir veya yetkili merciden (hakim) talepte bulunur.