Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 2018/71 E. sayılı kararında, gizli görevli olarak hareket eden kolluk görevlilerinin 'suça azmettirmeden veya teşvik etmeden' delil toplaması gerektiği vurgulanmıştır. 'Azmettirme' (TCK m.38) ile 'teşvik' arasında bir fark var mıdır ve bu fark gizli görevlinin eylemlerinin hukuka uygunluğunun değerlendirilmesinde nasıl bir rol oynar?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #278306

Hukuki terminolojide 'azmettirme' ve 'teşvik' kavramları yakın anlamlı olmakla birlikte, aralarında ince bir nüans olabilir: **Azmettirme (TCK m.38):** Bir başkasını suç işlemeye karar verdirmektir. Yani, kişide daha önce var olmayan bir suç işleme düşüncesini ve kararını oluşturmaktır. Azmettiren, failin suç işlemesinde asli bir rol oynar. **Teşvik:** Kişide zaten var olan veya oluşmakta olan bir suç işleme düşüncesini kuvvetlendirmek, onu cesaretlendirmek, suç işlemesini kolaylaştıracak vaatlerde bulunmak veya ortam hazırlamak şeklinde anlaşılabilir. Teşvik, azmettirme kadar yoğun bir irade etkilemesi olmasa da, kişinin suç işlemesine yönelik iradesini etkileyebilir. YCGK kararında ve AİHM içtihatlarında genellikle 'kışkırtma' (provokasyon) kavramı kullanılır ki bu hem azmettirmeyi hem de yoğun teşviki içerebilir. Gizli görevlinin eylemlerinin hukuka uygunluğunda kritik olan, görevlinin kişinin özgür iradesini fesada uğratıp uğratmadığıdır. Eğer görevli, kişide olmayan bir suç kastını yaratmışsa (azmettirme) veya zaten işlemeyeceği bir suçu işlemesi için onu yoğun bir şekilde teşvik edip tuzağa düşürmüşse, bu durum 'ajan provokatör' faaliyetine girer ve elde edilen delil hukuka aykırı olur. Görevli, sadece mevcut bir suç işleme eğilimini pasif bir şekilde gözlemlemeli veya suçun işlenmesi için doğal bir fırsat sunmalıdır; iradeyi yönlendirmemelidir. CMK m.160'a uygun bir soruşturma, bu sınırların aşılmamasını gerektirir.