Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nin 2016/5731 E. sayılı kararında, 13 yaşındaki bir çocuğun terör örgütü kampına götürülmesi eylemi TCK m.302 (Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozma) açısından 'amaç suçu gerçekleştirmeye elverişli araç suç (vahim eylem)' olup olmadığı tartışılmıştır. Çocuğun yaşının ve rızasının bu değerlendirmedeki önemi nedir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #278288

Kararda, 13 yaşındaki bir çocuğun (BM Çocuk Hakları Sözleşmesi ve Çocuk Koruma Kanunu'na göre çocuk sayılır) terör örgütü kampına götürülerek savaşçı olarak yetiştirilmesi ve çatışmalara sürülmesinin, hem çocuğun kendisi hem de toplum için tehlike yarattığı ve bu eylemin örgütün TCK m.302'deki amaçlarına hizmet edebilecek 'vahim eylem' niteliğinde olabileceği kabul edilmiştir. Çocuğun yaşı bu değerlendirmede kritiktir. 15 yaşını bitirmemiş bir çocuğun hukuken geçerli bir rızasından bahsedilemez (TCK m.26/2'nin kıyasen uygulanması). Dolayısıyla, çocuk 'isteyerek' gitmiş olsa bile, bu durum eylemin hukuka aykırılığını ortadan kaldırmaz ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun unsurlarını (cebir, şiddet, tehdit veya hile olmaksızın dahi) oluşturabilir. Eğer çocuğun yaşı 15'ten büyükse ve rızası varsa, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu oluşmayabilir, ancak bu durum eylemin TCK m.302 açısından 'vahim eylem' olup olmadığı değerlendirmesini tek başına etkilemez. Önemli olan, çocukların bu şekilde örgüte kazandırılmasının, örgütün amaç suçlarını gerçekleştirmesine ne ölçüde hizmet ettiği ve devletin birliği ve bütünlüğü açısından ne tür bir tehlike yarattığıdır. Kararda, mağdurun kesin yaşının tespiti için kemik yaşı incelemesi istenmiş, sonucuna göre hukuki durumun yeniden değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir.