TCK m.314 gerekçesinde 'silahlı örgüt' tanımı yapılırken 'hedeflenen suçların işlenmesini sağlayabilecek derecede olmak üzere bazı üyelerin silâhlı olmaları, suçun oluşması için yeterlidir' denilmektedir. Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nin 2017/998 E., 2017/4654 K. sayılı kararındaki olayda, örgütün 'silahlı' vasfı nasıl değerlendirilmiştir ve bu değerlendirme TCK m.302 (Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak) suçu açısından neden önemlidir?
Yargıtay 16.CD kararında, sanığın PKK/KCK silahlı terör örgütü üyesi olduğu ve Nusaybin'de emniyet binasına saldırı girişiminde bulunduğu belirtilmiştir. Sanığın üzerinde tabanca ve el bombası bulunması, örgütün ve sanığın eyleminin 'silahlı' niteliğini açıkça ortaya koymaktadır. TCK m.314 gerekçesiyle uyumlu olarak, örgütün amaç suçları (burada TCK m.302 kapsamına girebilecek eylemler) işleyebilecek nitelikte silahlara (tabanca, el bombası) sahip olması ve bunları kullanma potansiyeli, örgütün 'silahlı' vasfını kazanması için yeterlidir. TCK m.302'deki 'Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak' suçu, genellikle silahlı bir mücadeleyi veya cebir ve şiddet içeren eylemleri gerektirir. Bir örgütün bu suçu işleyebilmesi için 'silahlı' olması ve bu silahları amaçları doğrultusunda kullanma kapasitesine sahip olması, suçun elverişlilik unsuru açısından önemlidir. Dolayısıyla, örgütün silahlı vasfının tespiti, TCK m.302'nin unsurlarının oluşup oluşmadığının değerlendirilmesinde kritik bir rol oynar. Sanığın saldırı eyleminin TCK m.302'ye teşebbüs boyutuna ulaşıp ulaşmadığı, eylemin vahameti ve elverişliliğiyle bağlantılıdır.