5271 sayılı CMK'nın 148. maddesine göre 'yasak usullerle elde edilen ifadeler' delil olarak değerlendirilemez. Bu yasak usuller neleri kapsar ve müdafi hazır bulunmaksızın kollukça alınan ifadenin delil değeri nedir?
CMK m.148, şüpheli veya sanığın beyanının özgür iradesine dayanması gerektiğini ilke edinmiştir. Bu ilkeyi engelleyici nitelikteki 'kötü davranma, işkence, ilaç verme, yorma, aldatma, cebir veya tehditte bulunma, bazı araçları kullanma' gibi bedensel veya ruhsal müdahaleler ile 'kanuna aykırı bir yarar vaat edilmesi' yasak usuller olarak belirlenmiştir. Bu usullerle elde edilen ifadeler, ilgilinin rızası olsa dahi delil olarak değerlendirilemez, yani hükme esas alınamaz. Ayrıca, CMK m.148/4 uyarınca 'müdafi hazır bulunmaksızın kollukça alınan ifade, hâkim veya mahkeme huzurunda şüpheli veya sanık tarafından doğrulanmadıkça hükme esas alınamaz.' Bu, kolluk ifadesinin tek başına hüküm için yeterli olmadığı, yargılama aşamasında doğrulanması gerektiği anlamına gelir. Yargıtay kararları, bu tür yasak delillerin Anayasa m.38/2 ve CMK'nın ilgili maddeleri (m.206/2-a, 217/2, 230/1-b) uyarınca hükme esas alınamayacağını kesin olarak belirtir. (CMK m.148, Anayasa m.38/2, CMK m.206/2-a, CMK m.217/2, CMK m.230/1-b, Yargıtay 7. Ceza Dairesi - Karar: 2021/9190)