Gizli ses kaydının boşanma davasında delil olarak kullanılıp kullanılamayacağı konusunda, Yargıtay 2. HD'nin 2016/2538 sayılı kararındaki yaklaşımı, 'bir daha delil elde etme imkanının bulunmadığı' hallerdeki hukuka uygunluk tartışmaları çerçevesinde analiz ediniz.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin K.2016/2538 sayılı kararında, davalı erkeğin ortak konuta gizlice ses kayıt cihazı yerleştirerek elde ettiği ses kayıtlarının 'hukuka aykırı delil' olduğu ve kusur belirlemesinde dikkate alınamayacağı net bir şekilde belirtilmiştir. Bu yaklaşım, özel hayatın gizliliğinin (Anayasa m.20) ve haberleşmenin gizliliğinin (Anayasa m.22) korunmasına öncelik tanıyan katı bir tutumu yansıtmaktadır. Ancak, ceza yargılamasından farklı olarak hukuk yargılamasında, özellikle boşanma davalarında, 'başka türlü delil elde etme imkanı bulunmayan' ve 'ani gelişen' durumlarda, sırf o olayı ispatlamak amacıyla yapılan ses veya görüntü kayıtlarının hukuka uygun kabul edilebildiğine dair Yargıtay'ın farklı kararları da mevcuttur. K.2016/2538'deki olayda ise durum farklıdır; erkeğin 'planlı' bir şekilde, gizlice ve süreklilik arz edecek biçimde ortak konuta ses kayıt cihazı yerleştirmesi, ani gelişen bir durumu kaydetmekten çok, sistematik bir gözetleme ve özel hayata müdahale niteliğindedir. Bu durum, 'meşru müdafaa' veya 'zaruret hali' gibi hukuka uygunluk nedenleri kapsamında değerlendirilemeyecek, planlı bir eylemdir. Bu nedenle Yargıtay'ın bu karardaki tutumu, planlı ve sistematik şekilde özel hayatı ihlal ederek elde edilen delillerin, boşanma davasında dahi kabul edilemeyeceği yönündeki genel ilkeyle tutarlıdır.