AİHM Taner Kılıç kararında, başvurucunun yargılanmasındaki 'sivil toplum aktörlerini araçsallaştırmak' ve 'kamuoyunu terör örgütlerinin amaçları lehine etkilemek' gibi suçlamalar, ifade özgürlüğüne yönelik müdahale bağlamında nasıl değerlendirilmiştir?
AİHM, Taner Kılıç'ın yargılanmasındaki bu tür suçlamaları (sivil toplum aktörlerini araçsallaştırmak, kamuoyunu terör örgütlerinin amaçları lehine etkilemek) ifade özgürlüğüne yönelik müdahale bağlamında değerlendirmiştir. İkinci iddianamede (yukarıda § 30), başvurucunun insan hakları çalıştayı, WhatsApp üzerinden açlık grevi protestoları hakkında mesajlaşma, PKK üyesi olduğu iddia edilen doktorla mesajlaşma ve Gezi olayları ile 15 Temmuz sonrası insan hakları ihlallerine ilişkin farkındalık faaliyetleri gibi eylemleri, terör örgütüne üye olmakla suçlanmasına gerekçe gösterilmiştir. Mahkeme, bu eylemlerin 'bir insan hakları savunucusunun olağan barışçıl ve yasal eylemleri' olduğunu belirtmiş ve 'bu eylemlerin suç niteliğini ortaya çıkaracak diğer unsurların yokluğunda, Mahkeme bu tür eylemlerin kendi başlarına söz konusu şüpheleri nasıl haklı çıkarabileceğini görmemektedir' demiştir (§ 112). AİHM, bu tür eylemlerin 'Sözleşme ile güvence altına alınan haklarını kullanmasıyla bağlantılı görünmemesi gerektiğine dair içtihadını' hatırlatmıştır (Merabishvili v. Gürcistan, § 187; Selahattin Demirtaş (no. 2), § 329; Kavala, § 129). Dolayısıyla, bu suçlamalar, ifade özgürlüğünü kullanmaya yönelik haksız bir müdahale olarak kabul edilmiş ve 'kanunla öngörülmüş' olmadıkları için haklı gösterilemez bulunmuştur. (AİHM Taner Kılıç Kararı, B. No. 208/18, §§ 30, 112, 157)