Türk Ceza Kanunu (TCK) Madde 32 ve 57'deki akıl hastalığı hükümleri bağlamında, yargılama sırasında sanığa 'zorunlu müdafi' atanması hangi durumlarda gereklidir ve bu zorunluluğun hukuki dinlenilme hakkı ile ilişkisi nedir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #272539

CMK Madde 150 (2) uyarınca, 'Müdafii bulunmayan şüpheli veya sanık; çocuk, kendisini savunamayacak derecede malul veya sağır ve dilsiz ise, istemi aranmaksızın bir müdafi görevlendirilir.' Akıl hastası olan sanıklar da genellikle kendilerini savunamayacak derecede malul kabul edildiğinden, bu hüküm kapsamında zorunlu müdafi atanması gereklidir. Yargıtay 18. Ceza Dairesi'nin 21.02.2017 tarihli ve 2016/18546 E., 2017/1859 K. sayılı kararı, 5237 sayılı Kanun'un 32/1. maddesi kapsamında akıl hastalığı bulunan sanığa zorunlu müdafi tayininin gerektiğini, bunun gözetilmeden yargılamaya devamla karar verilmesinin 'savunma hakkının kısıtlanması' sonucunu doğurduğunu belirtmiştir. Benzer şekilde Yargıtay 2. Ceza Dairesi'nin 19.10.2006 tarihli ve 2006/8566 E., 2006/17074 K. sayılı kararı da, akıl hastası olduğu anlaşılan sanığın kendisini savunamayacak durumda olduğu nazara alınarak müdafi atanmaması ve savunma hakkının kısıtlanmasının isabetli olmadığına hükmetmiştir. Bu zorunluluk, adil yargılanma hakkının temel unsurlarından olan hukuki dinlenilme hakkının bir güvencesidir. (CMK Madde 150 (2); Yargıtay 18. Ceza Dairesi 21.02.2017, 2016/18546 E., 2017/1859 K.; Yargıtay 2. Ceza Dairesi 19.10.2006, 2006/8566 E., 2006/17074 K.)