HMK m. 119'un gerekçesinde, dava dilekçesinde 'iddia edilen her bir vakıanın hangi delille ispat edileceğinin' belirtilmesi zorunluluğunun 'bir yenilik' olduğu ifade edilmiştir. Bu yeniliğin, 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu dönemindeki uygulamadan temel farkı nedir?
1086 sayılı HUMK döneminde, tarafların delillerini dilekçelerinde genel olarak belirtmeleri (örneğin 'tanık, bilirkişi, her türlü yasal delil' gibi) yeterli görülüyor ve hangi delilin hangi vakıayı ispat için kullanılacağı genellikle tahkikat aşamasında netleşiyordu. HMK'nın getirdiği yenilik, 'somutlaştırma yükü' ilkesidir. Bu ilke uyarınca, davacı artık sadece delillerini saymakla yetinemez; dava dilekçesinde ileri sürdüğü her bir maddi vakıayı (örneğin 'davalı 10.05.2020 tarihinde bana hakaret etti' vakıasını), hangi spesifik delille ('bu olaya tanık olan A ve B'nin beyanları' gibi) ispatlayacağını eşleştirmek zorundadır. Bu, davanın en başından daha şeffaf, öngörülebilir ve odaklanmış bir şekilde ilerlemesini sağlamayı amaçlayan temel bir farktır.