Bir trafik kazası davasında, sanığın 263 promil alkollü olduğu tespit edilmiştir. Ancak hakkında şizofreni hastası olduğuna ve TCK m. 32 kapsamında kaldığına dair sağlık kurulu raporları bulunmaktadır. Mahkemenin, sanığın ruhsal durumu ile trafik güvenliğini tehlikeye sokma eylemi arasında bir 'bağlantı kurulamadığı' gerekçesiyle cezai ehliyetinin tam olduğuna karar vererek mahkumiyet hükmü kurması doğru mudur? (Bkz. Yargıtay 12. HD, 2017/3815)
Doğru değildir. Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin anılan kararında bu durum hatalı bulunmuştur. TCK m. 32'nin uygulanması için, akıl hastalığının varlığı ve bu hastalığın, kişinin işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama veya davranışlarını yönlendirme yeteneğini ortadan kaldırması veya önemli ölçüde azaltması yeterlidir. Kanun, hastalık ile fiil arasında doğrudan bir 'nedensellik bağı' aramamaktadır. Sanığın, işlediği fiil 'sırasında' akıl hastası olması ve bu hastalığın onun algılama veya irade yeteneğini etkilemesi esastır. Şizofreni gibi ağır bir ruhsal bozukluğun varlığı tespit edildiğinde, mahkemenin, bu hastalığın sanığın iradesi üzerindeki genel etkisini değerlendirmesi gerekir. 'Eylemle bağlantı kurulamadığı' gibi soyut bir gerekçeyle, açık sağlık kurulu raporlarını göz ardı ederek mahkumiyet hükmü kurması, TCK m. 32'nin yanlış yorumlanmasıdır ve bozma nedenidir (Yargıtay 12. CD, E. 2016/8513, K. 2017/3815).